DOLAR

45,9171$% 0.46

EURO

53,4347% -0.06

STERLİN

61,9430£% -0.07

GRAM ALTIN

6.707,56%-0,15

ONS

4.548,71%-0,52

BİST100

13.890,91%0,60

Tekirdağ HAFİF YAĞMUR 23°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Olcay İnanç

Olcay İnanç

07 Kasım 2025 Cuma

DEMOS KRATOS

DEMOS KRATOS
2

BEĞENDİM

ABONE OL

“Demos” ve “Kratos” eski Yunanca iki sözcük. Demos; halk, topluluk anlamlarına gelirken, Kratos; otorite, iktidar, güç anlamlarına gelmekteydi. Kelimeyi türetenler niyetlerini açıkça ortaya koymuştu: Halkın İktidarı!

***

Demokrasinin babası Kleisthenes, fikri ortaya attığında uzunca bir süre Atina forumlarında zihin kazanları, Demos ve Kratos kelimeleri ile kaynadı. En ünlü tepkiler Platon ve öğrencisi Aristotales’den gelmişti. Platon; temel demokratik değerlerin aslında toplumda bireycilik, cehalet ve çıkarcılıktan beslendiğini iddia ederek sert bir tepki ortaya koydu. Ona göre toplumun geleceğine seçkin insanlar karar vermeliydi. Aristotales ise hocasından geri kalmadı ve en kötü yönetim şekillerini sayarken, demokrasiyi de es geçmedi. Ona göre demokrasi sınıfsal çıkarı düşünecek, toplumun tamamının faydasına hizmet etmeyecekti. Zaman aktı…

***

Roma Cumhuriyeti demokrasinin gelişim havzası oldu. Eski Yunan’da tohumları atılan demokrasi

Roma’da şekillenmeye başladı. Ancak Aristotales’in endişeleri de gerçekleşmedi değil. Hedeflenen halkın yönetimi iken, sınıfsal bir çıkar sağlanıyor, toplumsal fayda yok ediliyordu. Ta ki…

Jul Sezar askerleriyle birlikte Galya seferinden dönüyordu. Roma’ya yaklaştığında Rubicon Irmağı kenarında durdu. Savaşı kazanan yorgun ve bitkin ordusuna baktı. (Rubicon Irmağı İtalya yarımadasını ikiye bölen doğal sınırdır.) Roma’da askerler savaştan dönerken Rubicon Irmağı kenarında dururlar ve silahları ile askeri kıyafetlerini çıkarır, Roma’ya öyle girerlerdi. Aksi kesinlikle yasaktı ve uymayan komutanlar vatana ihanet ile yargılanırdı. Jul Sezar kılıcını çekti, havaya kaldırdı ve askerlerine Roma’yı göstererek o meşhur cümleyi kurdu “Alea iacta est” yani “Zarlar atıldı.” Roma iç savaşının başlangıcı, Roma Cumhuriyetinin ve demokrasisinin sonu olan bu eylem, Roma İmparatorluğu’nu doğurdu.

***

Ancak demokrasi ne gelişimini ne de yeni denemelerini durdurdu. Başka coğrafyalara hızla yayıldı. Ortaçağ Avrupası’nın kilise baskısından sonra sığındığı liman oldu. Ortadoğu ve Uzak Asya coğrafyalarının İmparatorluklar çağından sonra tek çaresi oldu. Günümüzde ise emperyal güçlerin her ülkeye zorla empoze ettiği bir kavram haline geldi. Günümüzde neredeyse tüm dünyaya hakim olan liberal demokrasiyi kapitalistler hariç, neredeyse diğer tüm akımlar dışlar hale geldi. Belki de faşistlerin, koministlerin, makyevelistlerin ve hatta bugün yaşasalardı belki de Aquinalı Thomas’ın veya Ockhamlı William’ın kesişim noktası liberal demokrasi düşmanlığı olabilirdi.

***

Çağımızın demokrasi anlayışındaki hakim kuram “Algı Yönetimi” oldu. Günümüzdeki demokrasi, yazının başında anlattığım Eski Yunandan bile daha işlevsiz maalesef. İnsanlara “Benim oyumla bir çobanın oyu bir mi yani” dedirten aslında bugünkü demokrasinin çürümüşlüğü ve toplumsal faydadan çok uzaklaşmış olması. Sözün özü, günümüz itibariyle demokrasi, etimolojik manasını ve siyasi hedefini kaybetmiş, geçerliliğini yitirmiş, toplumun faydasına değil azınlığın çıkarına hizmet eder hale gelmiştir. Celaleddin-i Rumi’nin dediği gibi: “Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım!”