DOLAR

45,5868$% 0

EURO

53,2502% 0.13

STERLİN

61,3952£% 0.13

GRAM ALTIN

6.699,17%0,12

ONS

4.575,60%0,22

BİST100

14.029,54%-2,35

Tekirdağ PARÇALI AZ BULUTLU 18°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Kuzeyin Delisi

Kuzeyin Delisi

08 Haziran 2025 Pazar

Vazifeyi Ehline Vermenin Toplumsal Faydaları

Vazifeyi Ehline Vermenin Toplumsal Faydaları
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sevgili okurlarım…

Yeni bir gün yeni bir başlangıçla hepinize sağlık mutluluk huzur dolu yarınlar dileklerimle.

***

Geçen hafta sonu Sabri Abi’yi ziyarete gitmeden evvel bir değişiklik yaptık. Birkaç gün öncesi

Telgraf Gazetesi sahibi Hüseyin Bey’i ziyaret etme fırsatımız oldu. Kendileriyle hasbihal edip dünü bugünü yarını konuşurken konu dönüp dolanıp köşe yazısına geldi. Kendisine sordum: Hüseyin Bey, biz yazıyoruz lakin okurlarımız konu hakkında ne düşünüyorlar? E-mail adresi de yazdığımız halde dilek, istek, temenni şeklinde dönüş alamadım. Size bu konuda geri dönüşler oldu mu? diye sorduğumda kendisinden aldığım bilgiler beni ziyadesiyle mutlu etti. Hüseyin Bey devam etti: Okurlarımız Kuzeyin Delisi ve Sabri Abiyi çok beğendi, harika bir yazı olduğunu, devamını sabırsızlıkla beklediklerini dile getirdi. Bizler de buradan okurlarımıza sonsuz sevgiye, muhabbetlerimizi gönderiyoruz.

***

Sevgili okurlarım…

Geçen hafta “vazifeyi ehline vermek” demiştik. Yazının ardından düşündüm, etrafı gözlemledim. Bazı analizler neticesinde bu hafta geçen konuyu bağlantılı olması açısından “vazifeyi ehline teslim etmenin toplumsal faydaları”na değinelim dedik. O esnada düşünürken bir anda aklıma Sabri Abi geldi. Yüreğiyle konuşan adamlardandır. Kayıp bir şey ya da birini arasan, evin neresinde olduğunu bilmesen bile bulursun ya, işte Sabri Abi öyle biridir. Bir bardak çayın buharına sinmiş bilgelikle konuşur.

***

Sevgili okurlarım…

Her hafta sözleştiğimiz gibi Sabri Abi ile buluşmak için yola koyuldum. Geçen hafta kendisi rahatsızdı. Aradan geçen sürede neler oldu, neler bitti onları konuşup dertleşeceğiz. Diğer taraftan geçen haftaki yazıyı bu haftaki yazacağımız yazı ile birleştirmeyi kendisine teklif edeceğim. Biliyorum ki bu konuda da diyeceği çok sözler olacaktır. Bıkmadan usanmadan bilgi birikimini bana aktaracaktır. Ben de Sabri Abi sayesinde aramızda geçen konuşmaları kıymetli okurlarımızla buluşturmanın mutluluğunu kalbimin en derinlerinde hissedeceğimden şüpheniz olmasın.

***

Sevgili okurlarım…

Bir haftalık aradan sonra Sabri Abiyle yeniden büyük buluşmaya hazırız. Beklenen an geldi. Huzurevi sokağının başındayım. Adımlarımı biraz hızlandırdım. Bir an evvel kendisiyle buluşup zaman kaybetmeden bilgilerinden istifade etme telaşındayım. Gerekli kontroller yapıldı, içeri giriş onaylandı. Tam asansöre binip iki üst kata çıkıp Sabri Abiyi ilk buluştuğumuz yerde bulacağımı hayal ederek ve de kalbimin küt küt atışına engel olamayarak asansör beklerken görevlerden bir tanesi seslendi: “Beyefendi biraz bekler misiniz?” Bana demiyor diye düşündüm. Tam asansöre ayağımı attım, “Kuzeyin Delisi biraz asansörü bekletir misin?” dedi. Koşarak geldi, benimle asansöre bindi. Ben 2 no’lu düğmeye bastım. “Hayır efendim, birlikte 4 no’lu kata çıkacağız,” dedi. İyiden iyiye içimi yine bir ürperti sardı. Yoksa Sabri Abi bu sefer sonsuz bir yolculuğa mı çıktı diye korktum. Görevli “Korkulacak bir şey yok,” diyerek teselli etti. “Aksine daha güzel şeyler oldu” dedi.

***

Görevliyle 4. kata çıktık. Holde biraz yürüdükten sonra görevli kapıyı tıklatıp kapı açıldı. İçeri girdik. Aman Allah’ım bir de ne göreyim! Şaşırdım. Bir müddet konuşmayı bile unuttum. Görevli bizi yalnız bırakmak için izin istedi. Ben kendisine teşekkür bile etmeyi unuttum. Sabri Abi kendine has bir odada, ayrıca kocaman bir balkonu var. Masaları balkona atmış, semaver çayını da demlemiş. Hafiften esen rüzgar buharı tüten semaver çayı… Şaşırmamak elde değil. İnanılır gibi değildi. Bir an kendimi rüyada sanmıştım. Ama bu rüya değildi. İkilemde kalmıştım. Gerçek olabilir miydi? Kendi kendime kafamda bir şeyler düşünürken Sabri Abi gevrek sesiyle seslendi. O an rüya olmadığını, gerçek olduğunu anladım. Kendisine sormadan edemedim: “Hayır ola Sabri Abi, başına talih kuşu kondu da bizim mi haberimiz olmadı?” “Yok evlat,” dedi. “Bizim hayırsızlar gazetede senin yazdıklarını okumuşlar, pişman olmuşlar. Sen gittikten sonra geldiler, gelinler torunlar… Burası bayram yerine döndü. Bana da bu katı ayarlamışlar. Artık seninle her haftaki sohbetlerimizi, ömrümüz vaki buldukça burada karşılıklı semaver çayı eşliğinde yapacağız” dedi. Ben söze girerek: “Abi, senin adına sevindim, mutlu oldum. Allah senin yüzünden tebessümü bir an dahi eksik etmesin,” dedim. “Evlat,” dedi, “Bütün bunlar senin eserin. Sen sağ ol var ol. Her iki cihanda da mutlu ol” Buharı tüten semaverden iki çay koydu, biri bana, biri kendine. Limon yoktu ama hikmet vardı o bardakta.

***

Dedim ki:

“Sabri Abi, geçen hafta vazifeyi ehline vermekten söz ettim. Bugün de düşündüm… Bu işin millete, memlekete ne faydası olur? Yani ehline teslim etmek topluma ne katar?” Kafasını kaldırdı, gözlerini çay bardağının üstünde topladı: “Evlat… Ehline vermek işi, ekmeği usulüyle yoğurmaktır. Ehline verilmezse ne olur bilir misin?” “Söyle…” dedim. “Gemi su alır. Çünkü dümeni bilmeyen kaptanın eline verirsen, deniz sana dost olmaz. Marangozun eline sağlık ocağını, eczacının eline traktörü verirsen… Ne ilaç kalır elimizde, ne de hasat” Bir süre sustuk. Bu suskunlukların içinde çok şey konuşulur aslında. Sonra ekledi: “Toplumun huzuru da, refahı da, adaleti de ehline vermekle başlar. Mahallemizde çöp zamanında toplanıyorsa, sokak lambası yanıyorsa, su arızası aynı gün çözülüyorsa… Bil ki orada iş ehline verilmiştir. Ehline verilmiş her iş, bir çocuğun güvenle okula gitmesidir, bir yaşlının huzurla parkta oturmasıdır” Ben de dedim ki: “Yani ehline teslim etmek, sadece bir görev değil; aslında bir toplumsal sorumluluk” Sabri Abi başını salladı, çayından bir yudum aldı. “Evet… Ehline verilen görev, toplumun duasına dönüşür. Ehline verilmeyen görev ise şikâyete. Biri bereket getirir, diğeri beddua.”

***

O akşam çay soğumadı, ama söz çok ısındı içimize. Bugün herkes birbirine bakıyor: “Sen niye yapmadın?” diye. Halbuki soru şu olmalı: “Sen ehli misin, değilsen ehline bıraktın mı?” Çünkü iş ehline verilirse, ülke kazanır. İş ehline verilmezse, sadece birey değil, millet kaybeder. Dostlar, bu topraklara hizmet edecek olanlar bellidir. Marifet o kişileri bulmakta değil, bulduğunda onlara alan açmakta. Gönlüyle çalışanı bulup, eline yetki vermekte. Ehil olanı sezip görev vermek, sadece adalet değil, merhamettir de. Çünkü toplumun huzuru, güveni, hatta geleceği buna bağlıdır. Sabri Abi der ki:

“Eline, diline, beline sahip olan ehildir. Ama bir de işine sahip çıkansa, işte o milleti ayağa

kaldırır” Ve ben derim ki: İşi ehline vermek, yarını bugünden kurtarmaktır. Sürç-i lisan ettik ise affola

En güzel günler sizlerin olsun.

Hoşça kalınız. Telgrafta kalınız

kuzeyin.delisi1071@gmail.com

Devamını Oku

VAZİFEYİ EHLİNE VERMEK (1)

VAZİFEYİ EHLİNE VERMEK (1)
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sevgili okurlarım;

Geçen yazımızda Sabri abi ile sizlere nasıl tanıştığımızı ve fırsat buldukça her hafta ziyarete geleceğimden bahsetmiştik.

***

Birazcık rahatsızım; yine de söz verdiğim gibi Sabri abiye hafta sonları ziyaretlerinde

bulunacağımızı buradan sizlere iletmiştik. Günlerden cumartesi idi ben yine hazırlanıp huzurevinin yolunu tutmuştum. Sabri abi ile daha nice günler konuşacağımız konular vardı. Her ziyarette olduğu bugün de bina kapı girişinde rutin kontroller yapıldıktan sonra; Sabri abinin olduğu kata çıkmıştım. Bu saatlerde genellikle büyük salonda oturduklarından direkt salona geçtim. İçeride bulunan diğer yaşlı amca ve ninelere hal ve hatırlarını sorduktan sonra Sabri abinin Her zamanki gibi beklediği; caddeye bakan cam kenarına yöneldim. Fakat Sabri abi orada yoktu. Bir müddet duraksadım odayı bir hüzün kapladı. Panikledim bir an aklıma acaba düşündüğüm gibi mi! Söylenmeden edemedim. Kendimi oradan hızla dışarı atıp müdür beyin odasına doğru yöneldim; telaşlı bir şekilde kapısını tıklatıp daha geliniz kelimesini duymadan odaya daldım. Müdür Bey’i hüzünlü halde görünce; Sabri abiye bir şey mi oldu?

***

Müdür Bey de beni teselli ederek ‘Üzülme biraz rahatsızlandı. İki gün önce hastaneye

Götürdük, şimdi ise huzurevi revirinde müşahede altında. Durumu iyi. Hastalandığı esnada bile sizi sayıkladı’ Geldiğinde beni yerimde bulamaz ise üzülür. Çünkü kendisine her zaman geldiğinde beni ilk tanıştığımız yerde bulabileceğine dair Kendisine söz vermiştim dedi. Müdür bey bana eşlik ederek Sabri abinin istirahat ettiği revire doğru ilerledik. Yattığı bölüme girer girmez, hasta yatağından beni görür görmez, o hasta haliyle doğrulmaya çalıştığını fark ettim. Şu nazikliğe, ince düşünceye, kibarlığa bakar mısınız? Hastayken bile misafirini ayakta karşılamak arzusu, beni bir kez daha hayretler içerisinde bırakmıştı. Revir doktorundan durumu hakkında bilgiler aldıktan sonra kendisiyle biraz zaman geçirmemizde bir sakınca olup olmadığını sordum. Doktor bey de görülen o ki sizi

gördüğünde daha da iyi olacağına eminim dedi. Müdür bey ve doktor bey bizi Sabri abi ile vakit geçirmemiz için yalnız bıraktı. Aslında Sabri abi ile konuşacağımız daha çok, nice konular vardı diye kendi kendime düşünürken ‘Evlat’ dedi.

***

Biz eski toprağız; Allah’ın izniyle hiçbir şey olmamış gibi birkaç güne iyileşirim, seninle

dünü bugünü, yarını daha çok istişare edeceğiz dedi ve ekledi. En büyük eksikliğimiz güven; insanlar artık eskisi kadar birbirine güveni iyice yitirmiş durumda. Zaman içinde iyiden iyiye güvensizlik ortamı oluşmaya başlamış; Bu nedenle kaybolan o güvenin yeniden tesis edilmesi için çok uğraşı gerekmektedir. Karşılıklı güven eksikliği ahlaki çöküntüyü de beraberinde getirmektedir. İnsanoğlu merdivenin bir üst basamağına çıkmak için dost arkadaş yakın çevre ayırt etmeksizin menfaati ve çıkarı uğruna işine yaradığı kadar faydalanma hevesine düşmüştür. Bu durumda kişiler arası güvensizlik ortamı iyiden iyiye kendini gün yüzüne çıkarmaktadır. artık izler o kadar birbirine karışmış ki ayırt etmek hak getire;

***

Doğru tektir. İnsanlar ortak paydada birleşmiş olsa hayat daha yaşanabilir olacağından, gerek ahlaki çöküntü, gerekse güvensizlik ortamı kendiliğinden yok olacaktır. Amaç insanlığa; sevgiyi, doğruyu dürüstlüğü ahlakı güvenli anlatmak ise öyle bir durumda bile neden güvensizlik ortamı oluşturmak gayesi ile çaba gösteriliyor. Zaten her konuda şeffaf bulunduğu takdirde aynı hedefe birlikte yürümek varken neden sadece kendi arzu ve heveslerini ön plana çıkarma eğilimine düşerler her işi ehline vermek doğru olan değil mi? Neden ehilsiz oldukları işlerde konularda kendilerini ön plana atma derdine düşerler, halbuki birlik beraberlik içinde birbirlerinin haklarına düşüncelerini riayet etmeleri bu kadar mı zordur? Başarı hep birlikte olduğu zaman başarıdır. Bu durum şuna benzer; araçta yolcular var, içlerinde her konuda donanımla şoför veya şoförler olduğu halde aracı sahiplenmiş birisi diyor ki ehliyet olmasa da, araç sürüş bilgim olmasa da bu vasıtayı yine ben yürüteceğim. Sizin değil benim dediğim istediğim doğrultuda, benim çizdiğim güzergahta yürümeye ve yürütmeye kararlıyım demektedir. Böyle bir davranış uygun bir hareket olmadığı gibi, ego tatmin etmekten öteye geçmez.

***

Evlat, her zaman işi ehline bırakmak iyidir. Kendi emel ve menfaatin için yolcuları uçuruma sürüklemek doğru bir karar değildir. İyi insanlar için kat’i kurallara ihtiyacı yoktur. Onların empati yetenekleri kuvvetlidir. Toplum olarak empati yeteneğimizi keşfetmeli ve geliştirmeliyiz. Ahlaki çöküntü ailede başlar. Sahip çıkılmadığı müddetçe bu durum toplumun geneline yayılır. Yazar Sabri abiye, ağzına sağlık nede güzel özetledin. Bu hasta halinle seni yorduk. Buradan çıkardığımız en güzel ders; sormadan sorgulamadan araştırmadan birbirimizi o kadar çabuk karalayıp kötü ilan etmememiz gerektiğidir. Her şeyden evvel empati yeteneğini düşünmeliyiz. Yargı önünde bile insanın suçu sabit kılınana kadar suçlu değil sadece şüphelidir.

***

Kıymetli okurlarım;

Bugünde bize ayrılan sayfanın sonuna geldik. “Mutluluklar sevgiler paylaşıldıkça çoğalır” paylaşmayı ihmal etmeyiniz. Kendi kurallarınızı dayatmak yerine empati kurmayı deneyiniz. Gelecek hafta görüşmek dileğiyle. Sürç-i lisan ettik ise affola. Hoşçakalın Telgraf’ta kalın

Yazışma adresimiz: kuzeyin.delisi1071@gmail.com

Devamını Oku

MEMLEKET HASRETİ

MEMLEKET HASRETİ
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Sevgili okurlarım;

En güzel günler, en güzel yarınlar, en güzel zamanlar sizlerin olsun. Geçen ki yazımızda size

Sabri abi ile nasıl tanıştığımızı anlatmadan sohbetin ortasından başladığımızı fark ettim. Mevsimlerden ilkbaharın sonu, yazın başlangıcıydı. Aylardan hazirandı. Bayrama sayılı günler kalmıştı. Ben ise kara kara düşüncelere dalmıştım. Büyüğe koysam dolmuyor, küçüğe koysam almıyor. Bayram iyiden iyiye yaklaşmıştı zaten senede bir defa bilemedin iki defa doğduğumuz toprakları ziyaret edebiliyorduk. Hep derler ya, doğduğun yer değil doyduğun yer vatanındır. Aslında öyle düşünüldüğü gibi olmuyor; tozuna toprağına karıştığın, çocukluğunun geçtiği, belli bir yaşa kadar büyüdüğün, anılar hatıralar biriktirdiğin memleketinin tadı apayrı oluyor. Biz de doğduğumuz toprakları geride bırakarak doyacağımız topraklara doğru yolculuğa çıkmıştık. Belki daha iyi koşullarda yaşarız ümidiyle ya da büyük şehirlerde çocuklarımıza ileriye dönük okumaları için daha iyi gelecek hazırlayabilmek adına Bu zorunluluk şarttı.

***

Sevgili okullarım;

Bugün bize Sabri abi ile nasıl tanıştığınızı anlatacağınızı mırıldanışlarınızdan duyar gibiyim. Sahi nerede kalmıştık… Hatırladım, bayram iyice yaklaşmıştı, gün boyu memlekete gidebilme hayalleri kurduğumu düşünüp durdum. Halbuki hayaller bir türlü gerçeğe dönüşmüyor, hep hayalde kalıyordu. Velhasıl beynimi kemiren memleket hasreti içerisinde akşam oldu. İş paydos zili çaldı. Fabrikanın önüne servisler yaklaşmıştı. Kalkış saati uyarısı yapıldıktan sonra eve doğru yolculuk için araçtaki yerimi aldım. Düşüncelerime söz geçiremiyordum, kendimi dış dünyaya kapatmış bir vaziyette; bir taraftan ayın sonunu nasıl getireceğimi düşünürken, bir taraftan da en azından bu bayramda memlekete gidip oradaki eş dost ile hemhal olabilme arzusu ile yanıp tutuşuyordum. Diğer taraftan da kendi kendime şu soruyu yöneltmekten geri kalmıyordum. Aldığın maaş belli, asgari ücretin bir tık üstü. Ev kira, elektrik, su, doğalgaz, çocukların da masrafları var; şimdi bu durumda gittiğinde masraflar iki katı artacak. Zaten zar zor geçiniyorsun, kendini iyiden iyiye felakete sürüklemenin bir anlamı yok diyen iç

sesime kulak vermeden edemiyordum. Lakin bir girdaba girmişçesine, bir türlü kurtuluş yolu, terazi dengesi bulamıyordum. O esnada servis şoförü, beni indireceği durağa gelmişti. Fakat ben kendi içimde sorunlarla boğuşurken farkında bile değildim; birkaç defa seslenmiş ben duymamışım. Sonra acı bir korna sesi ile irkildim Hey! Kuzey’in delisi kaçtır sana sesleniyorum duymuyorsun. Ben de efendim kusura bakmayın duymamışım, hemen iniyorum dedim. Kendisi sanki ülkenin enflasyonunu çözecek gibi dünya yıkılsa duymuyorsun dedi. Kusura bakmayınız dalmışım deyip yavaşça servisten indim. Kendi kendime konuşa konuşa eve doğru yürüdüm. O kadar hayal alemine dalmışım ki komşunun evinin önünden geçerken seslendiğini fark ettim. Hayrola toprak mı çekti? Selamsız sabahsız, dalgın dalgın yürüyorsun hayırdır dedi.

***

Komşu da haklıydı. Beni ilk defa böyle görüyordu. Evet ya deyip geçiştirmek zorunda kaldım. Halbuki ben onun toprak mı çekti? deyişini ölüm mü çağırıyor? anlamında söylediğini düşündüm fakat toprak çekti, lakin doğduğum topraklar çekti diye içimden geçirip eve doğru yürüdüm. Hanım balkonda beni görmüş bu vaziyetimi o da fark etmiş olmalı ki kapıdan içeri adımımı atar atmaz hayır ola bey hasta mısın? Ne oldu? dedi Ben de yok hanım bir şey, elimi yüzümü yıkayayım, elbiseleri değişeyim, sofra hazır ise oturur konuşuruz dedim. Allah ne verdiyse yedik içtik, şükrümüze eda ettik. Ben de anlatmaya başladım. Sen de biliyorsun ki uzun bir zamandır memlekete gidemiyoruz. Eskiden gurbette olsak bile bayram seyran demeden, memleket hasreti çöktüğünde gider gelirdik. Artık şartlar o kadar zorlaştı ki, kazandığımız daha eve gelmeden bitiyor. Farkındaysan uzunca bir zamandır memlekete gidemiyoruz. Aldığımız maaş belli, giderler belli, bu dünyaya borçlu geldik borçlu gidiyoruz. Diğer taraftan keşke memleketten hiç gelmeseydik mi? Bu sefer de orada kalsak da ne değişecek? Çocuklarımıza iyi bir gelecek hazırlamak için çekmemiş miydik gurbetçiliği cefayı? diyerek sözlerime devam ettim. İlk senelerde her bayram giderdik. Kurbanımızı keserdik, büyüklerimizle yaşlılarımızla bayramlaşırdık, insanların hal ve hatırlarını sorardık. Ne güzel günlerdi o günler. Keşke o günleri bir daha yaşayabilsek. Ne yazık ki günümüz zamanında ancak geçmişteki gerçekleri şu an hayal bile edemez olduk baksana. Bırak kurban kesmeyi, memlekete dahi gidecek durumda değiliz. Yokluk bizi her şeye mecbur bıraktı. Uzunca bir süre de ülkenin bizim ekonomisinin düzeleceği mümkün görünmemektedir. Hasretlerimiz belli ki hiçbir zaman vuslata dönüşmeyecek; insan çaresizliği hele de eşinin çocuklarının yanında iliklerine kadar yaşaması kadar başka zor ne olabilir ki? Her şey bir tarafa aile büyüklerinden uzakta kalmak en azından bayramlarda bile ziyaret edememek ne acı bir durum. Yaşamayan kimse bunu bilemez.

***

Hanım söze karıştı; üzülme bey biz de bayramı burada geçiririz. Sabah bayram namazına gider, gelince kahvaltımızı ederiz. Gelen olur ise oturur bayramlaşır, sohbetlerimizi yaparız dedi. Belli ki hanım duruma çok üzülüyor, benim de üzüldüğümü gördüğünden bir nebze teselli etmeye çalışıyordu. O esnada aklıma bir düşünce hasıl oldu. Madem memleketteki yaşlılarımızı büyüklerimizi ziyaret edemiyoruz, olmayan parayı harcamanın da anlamı yok. Elimizde olan ile meyve, şeker alıp huzurevini ziyaret etmeyi düşünüp, oradaki yaşlılarımızı bayramlarım dedim. Bu vesile ile en azından memlekette olmazsa bile buradaki yaşlılarla o içimdeki boşluğu doldurmayı düşündüm.

***

Sevgili okurlarım

Bayram gelip çatmıştı. Maddi imkanı iyi olanlar kendi araçlarıyla veya otobüslerle yola revan oldular. Şehir boşalmış gibi görünse de ekonomik bağlamda benim gibi ay sonunu zor getiren insanlar kalmıştı. Uzun sözün kısası bayram namazını eda ettikten sonra dalgın dalgın eve geldim, kahvaltımı yaptım. Bir müddet gelen olur diye bekledim, fakat kapımızı tıklatan olmadı. Ben de yavaştan huzur evine doğru ziyarete gitmek için yola koyuldum. Dolmuşların durağına kadar yürüyüp ziyaret edeceğim yere giden dolmuşu beklemeye başladım. Nihayetinde o güzergahtan geçen dolmuş durağa yaklaştı. Saati geldiğinde hareket etti ve ben de koltuktaki yerimi aldım. Yarım saatlik bir seyahatin

ardından zor da olsa ziyaret edeceğim adrese varmıştım. Kapıdaki güvenliğe önceki günlerde Müdür Bey’i aradım, bilgisi var, buradaki yaşlı dede ve nineleri ziyaret edeceğimi söyledim. Güvenlik müdür beyin odasına kadar eşlik ederek yardımcı oldu. Müdür bey ile birlikte yaşlı büyüklerimizin olduğu toplantı odasına doğru ilerledik. Bir taraftan hüzünlü, diğer taraftan da mutlu bir şekilde kalabalığın içine daldık. O an kendi kendime dedim ki bizim de yaşlanacağımız zamanlar gelecek, keşke her yaşlımız ailesinin yanında mutlu mesut huzurlu bir şekilde son demlerini yaşayabilse… Demekten kendimi alamadım. Büyükleri tek tek bayramladıktan sonra kalabalığın içinde cam kenarında tek başına, elinde eskilerden renkli cep mendili, sırtında mavi çizgili gri yelekli, cebinde zinciri yana sarkmış köstekli amcaya gözlerim takıldı. Ara sıra cep saatini çıkarıp bakıyor, tekrar cebine koyuyor, diğer eliyle de arada bir gözyaşlarını siliyordu. Müdür Bey’e dönerek cam kenarında gözü hep dışarıda, sürekli saatine bakan yaşlı amca kim? diye sordum. O dedi, uzunca bir zamandır aramızda olan, burada küçüğü ile büyüğü ile herkes ona Sabri abi diye hitap eder şeklinde cevap verdi. Müdür Bey’den müsaade isteyip usulca yanına vardım. Bayramınız mübarek olsun Sabri abi dedim.

***

Sağol evlat dedi. Elini öptüm, karşısına oturmak için müsaade istedim. Bir sandalye çekip oturduktan sonra bir müddet sadece bakıştık. Gözleri ağlamaktan şişmişti. Derin derin ah çekip, dışarıyı gözetliyordu. Nihayet derin bir Ah çekişten sonra başladı konuşmaya… Büyük olmak da zor, Ata olmak da zor, diye sözlerine devam etti. Bana, seni buralarda ilk kez görüyorum, hayrola, burada bir yakının bir büyüğün mü var? dedi. Ben de o anın heyecanı ile Sabri abi, senin için geldim deyiverdim. İster istemez heyecanlandı. Morali düzelir gibi oldu. Yüzüne ayrı bir renk geldi, yüz ifadesinde hafiften bir tebessüm belirdi. Bana dönerek Allah razı olsun, sağ ol, var ol evlat. Beni o kadar bahtiyar ettin ki, şu anı anlatabilmem için zaman yetmez. Ben de bundan sonra inşallah her fırsatta, hafta sonları seni ziyarete geleceğimin sözünü veriyorum dedim. Dünyadan vazgeçmiş olan Sabri abi yeniden doğmuş gibi mutlu oldu. Seni buralara kadar getiren sebep nedir? diye sordu. Ben de hesap yaptım ay sonu

Gelmiyor, gitsek ayrı dert, kalsak ayrı dert, zaten maddi imkansızlıklarla boğuşuyoruz, bu durumda memlekete gitmenin daha da beni borçlandıracağından çaresizce; madem memleketteki büyüklerimi, yaşlılarımı ziyaret edemiyorum, kendi kendimce böyle bir çareye başvurdum dedim. Sabri abi başladı anlatmaya. Bizim zamanımızda bir kişi çalışır 9 kişiye bakardı. Şimdilerde 9 kişi çalışıp bir kişiye

Bakamıyor. Her rızkı helalinden kazanırdık, şimdilerde helal haram hak getire; Toplumun düzeni iyice bozulmuş ve de bozulmaya devam ediyor. Şimdilerde bırak, insan insanın elindeki kazancını, midesindeki rızka da göz dikmiş. Ben bu yaşıma geldim. Kolay kolay hastane bilmezdim. Yediğimiz içtiğimiz bizim mahsulümüzdü. Bir de şimdiki zamana bak öyle mi? Geçen gün televizyona bakınca gördüm. İnsanlar her şeyin sahtesini çıkarmış. Ne yediğimizin, ne içtiğimizin tadı tuzu kaldı. Çok çalıştım evlat… Bizim zamanımızda paranın da zamanında ayrı bir kıymeti ve değeri vardı. Hem aileme baktım, hem çocukları yetiştirdik, büyüttük. Toprak sahibi, mal mülk sahibi yaptık. Hatice ablanla çok çalıştık evlat çok. O kadar uğraştık ki bizim gibi kimse çalışmamıştır. Çocuklarımız toplumda yok olup gitmesin diye verdiğimiz zahmetler saymakla bitmez. Sen ne kadar sahip çıkarsan çık toplum bir yerden sonra elinden bütün emeklerini alıp götürüyor. Şükür, bizimkiler de kötü alışkanlık yoktu. Şimdilerde görüyoruz, duyuyoruz, uyuşturucular, haplar, okul önlerinde bile satanlar olduğu söyleniyor. Gençliğin, gelecekten umudu kalmamış, nesil özentiye dönüşmüş, aileler baş edemez olmuş, gençlere göre bizler çağın gerisinde kalmışız dedi ve devam etti. Toplum olarak, topluluk olarak gençliğe sahip çıkmalıyız. Onlara iyi alışkanlıklar kazandırmalıyız. Yoksa onların vebali de bizimdir. Gençliğimizin derdi bizden daha ağır. Okumak istiyor, imkan yok. Okurken ailesine yük olma baskısı ayrı bir sorun, üniversiteye gidip okusa bile mezun olduktan sonra atanamama korkusu, tabii ki de atanamadığı zaman kendini kötü hissettiği oluyor. Bu nedenle hayata bir yerden başlamak zorunda. Yıllarca okuyup, mezun olup atanamadığına mı yansın? farklı bir işte çalışmak istese vasıfsız işçi olarak düşünüldüğüne mi yansın? fakat her türlü şartta hayatın içine atılmak zorunda olduğunu hissediyor.

***

Sabri abi çok dertliyim evlat çok, dedi ve ekledi. Benim çocuklar da toplumun olumsuz tarafını benimseyip yok olup gittiler. Onları bugünlere getiren, meslek sahibi yapan, toprak sahibi yapan anne ve babalarını yok saydılar. Şimdilerde sevgiden saygıdan, örften adetten, vefadan dostluktan, eser kalmamış. Sen sen ol evlat, yarım ekmeğin bile olsa o yarımı parçalara ayır, büyüklerini sıcak yuvandan mahrum bırakma. Tıpkı memleket hasreti gibidir torun, evlat hasreti. Biz elimizden geldiğince iyi büyükler olmaya çalıştık ama bazen sorarım kendi kendime. Acaba ben nerede yanlış yaptım. Bir türlü bu sorunun cevabını bulamıyorum. Çok kıymetli ebeveynler, Sabri abiden öğreneceğimiz daha çok tarihi bilgiler analizler, karşılaştırmalar olacaktır. O gün zaman su gibi akıp gitmişti. Kendisinden müsaade isteyerek ayrılacağımı ifade ettim. Artık her hafta ziyaretine geleceğimi, o günün şartlarına göre hem günümüzü hem bu günümüzü, hem de yarınımızı fırsat buldukça dile getireceğimizi, kendisinden öğreneceğimiz çok kıymetli ve değerli bilgiler olduğunu, ifade ederek vedalaştım. Kıymetli okurlarım Sabri abi ile bugünlük de bu kadar. Bakalım ilerleyen zamanlarda yazarımız Sabri abi ile birlikte hangi konulara değinecek. Sürç-ü lisan ettikse affola. Sevgiyi saygıyı, tebessümü ihmal etmeyiniz. Zaman en iyi ilaçtır. Dozları ölçülü alınız, hoşça kalınız

Telgraf’ta kalınız.

Devamını Oku

NEREDE O ESKİ ZAMANLAR

NEREDE O ESKİ ZAMANLAR
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sevgili okurlarım;

Sabri abi derinden ‘Ah evlat’ dedi ve ekledi. Sanki yüzünde yılların verdiği acı bir gülümseme, Hasret, özlem derin bir iç çekerek başladı anlatmaya; Bak evlat; bizim zamanımızda yokluk çoktu. ama bu kadar varlık gibi görünen şu zamandaki gibi de varlık içinde yokluk çekmiyorduk belki alım gücümüz belki teknolojimiz yeterli değildi. Lakin maneviyat olarak toktuk. ahlak vardı, saygı vardı, Sevgi vardı, paylaşım vardı, insanlar Büyüğünü küçüğünü ayrı bir severdi. bizim zamanımızda hastalıklar bu kadar artmamıştı. Her hastalandığımızda hastaneye koşmazdık. Hele bir yaşlı büyüğümüzü gördüğümüzde ona saygıda sevgide kusur etmezdik. Bizim bayramlarımız da bayramlıklarımız da bir başka olurdu dedi ve ekledi. Belki kıyafetlerimiz yamalıydı belki Şimdiki gibi sofralarda Binbir Çeşit ürün yoktu ama velakin onların eksikliği yokluğu bizi o kadar da üzmüyordu. çünkü biz sofralarımızda eksiklikten ziyade dostumuzun arkadaşımızın komşumuzun ahbaplarımızın eksikliği var ise ona üzülürdük biz bölüşmeyi de Merhameti de dostluğu da yardımlaşmayı da unuttuğumuz zaman uykularımız kaçardı.

*

Sabri abi: yine derin bir Ah çekerek ‘Bak evlat’ dedi ve sözlerine devam etti. Evlat derken bile dudaklarından çıkan o kelime günümüz insanının sözleriyle kıyas edildiğinde acaba karşımdakini kırar mıyım diye düşündüğünden veya yılların verdiği yaşanmışlıktan olsa gerek o kadar mütevazi o kadar sade Candan ve cana yakın hitap şekli vardı ki biz ağzından çıkacak diğer cümleleri duymak için sabırsızlanıyorduk Evlat: terazinin bir kefesine bizim zamanımızı bir kefesine şimdiki zamanı koyduğumuzda Ancak geçen yılların zamanın kıymetini o zaman anlarız bazen kendi kendime soruyorum. Acaba şimdiki zamanda Biz dünyaya gözümüzü açmış olsaydık şu anki yaşananların bir parçası da biz mi olurduk diye kendi kendime sorar dururum. Bir taraftan da Elimde bir sihirli güç olsa da insanlarımızı o eski bayramlara bir yolculuğa çıkarsam insanların sevgisini saygısını mutluluklarını neşelerini birbirine sıkı sıkıya kenetlendiklerini gösterebilsem dedi.

*

Sabri abi, derinden yine bir ah evlat nidalarıyla kükredi o ah çekişindeki derin duygu ve düşünce gözlerinden dökülmesine hakim olamadığı yaşlar damla damla şakaklarından süzülmeye başladı. Sabri abi yıllar yılı öncesine yolculuk yapmıştı. Gördüğün gibi evlat dedi ve ekledi; bizim zamanımızda Haneler cıvıl cıvıldı. Lakin şimdiki zamanda öyle mi bu adına huzurevi denilmiş etrafı duvarlarla çevrili huzurun hiçbir zaman olamayacağı her şey olsa da kuş tüyü yataklarda yatsan da sonuçta gece çöktüğü zaman dört duvar arasında kendi kendin ile yaşanmışlıklarınla baş başasın kaç bayram geçti hatırlamıyorum. Ne oğullardan Ne torunlardan haber var insanın da en çok böyle bir zamanda yalnız yapayalnız kalması verdiği emeklerin karşılığı olarak ödül gibi düşünülen yalnızlığa terk edilişi dedi ve sözleri boğazında düğümlendi.

*

Sevgili okurlarım;

Bizlerin de artık iki ellerimizi açıp başımızı iki Elimizin arasına koyup dünümüzü bu günümüzü yarınımızı iyice tartmamız gerekmektedir. Nasıl ki bir şirket sahibi firmanın muhasebesini yapıyor Ona göre yatırımlarını geleceğini işlerini düzenliyor ise; Bizler de kendimizi sorgulamalıyız büyüklerin küçüklerden küçüklerin de büyüklerden öğreneceği çok şeyler var hepsinden önemlisi sevgi var, saygı var, ahlak var.

*

Kıymetli okurlarım;

Sabri abi de isterdi çoluk çocuğu torunları gelinleriyle hep beraber güzel bir bayram geçirebilmeyi O da isterdi harca harca bitmeyen Emekli maaşından torunlarına gelinlerine veya kapıyı tıklatan Sabri Dede nice bayramlara diyen komşu çocuklarının sesleri eşliğinde elini cebine atıp onlara bayram harçlıkları verebilmeyi;

*

Sevgili okurlarım

Keşke demeden önce önceliklerimizi belirlemeliyiz hayat şartları zor geçim sıkıntısı var ve bu durum var olmaya da devam edecek gibi gözüküyor geçim sıkıntını düşünürken diğer taraftan da değerlerimizi örflerimizi adetlerimizi geçmişimizi unutup tarihin tozlu raflarına Öksüz bir şekilde bırakmamalıyız her daim terazi dengesini gözetmeliyiz. Geçmişimize de sahip çıkmalı geleceğimize de sahip çıkmalıyız. Geleceğimizi başkaları değil biz yönetmeli nesillerimize sahip çıkmalı Onların da yarın bizim yaşımıza geldiğinde ah o eski bayramlar demesine zemin hazırlamamalıyız

*

Kıymetli okurlarım;

Bir sonraki yazımızda buluşmak üzere diyorum sürç-i lisan ettik ise affola dilek istek ve şikayetlerinizi ekteki mail adresine yazmanız beni mutlu edecektir Her gününüz bir önceki gününüzden daha güzel geçsin hoşça kalın dostça kalın Telgraf’ta kalın.

Kuzeyin Delisi

kuzeyin.delisi1071@gmail.com

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz. chicago-heating-repair.com bonus verabetgiris.co verabettgiris.com