DOLAR

48,4367$%0,24

EURO

56,2771%-0,18

STERLİN

65,5146£%-0,12

GRAM ALTIN

6.963,09%0,19

ONS

4.468,33%-0,10

BİST100

%

Tekirdağ AZ BULUTLU 26°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Ali Akyasan

Ali Akyasan

21 Temmuz 2026 Salı

TEPE PİKNİK ALANINDA GÖRMEZDEN GELİNEN TEHLİKE

TEPE PİKNİK ALANINDA GÖRMEZDEN GELİNEN TEHLİKE
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Doğayla iç içe, ailece vakit geçirmek için tasarlanmış tepe piknik alanı, şehrin gürültüsünden kaçanlar için bir rekreasyon alanından öte adeta Çerkezköy’de bir vaha. Ancak bu huzur dolu alan, son günlerde hızla artan bisiklet ve özellikle elektrikli scooter kullanımıyla birlikte birer tehlike sahasına dönüşmüş durumda. Piknik yapmaya, çocuklarla oyun oynamaya, günün yorgunluğunu bir iki saat dinlenerek atmaya gelen insanların arasında, sanki bir yarış pistindeymişçesine hız yapan araçlar, bu güzel ortamı kabusa çeviriyor. Özellikle biyolojik yapay gölet etrafında.

***

Sorun sadece gürültü ya da görüntü kirliliği değil; asıl mesele can güvenliği. Kontrolsüz hızda hareket eden bisiklet ve scooter sürücüleri, yürüyüş yapan yaşlıları, bebek arabasıyla gezen aileleri ve en önemlisi oyun oynayan çocukları hiçe sayıyor. Bir çocuğun yola fırlaması, bir topun peşinden koşması saniyeler alır. O saniyede 30-40 kilometre hızla gelen bir scooter’ın frene tepki vermesi mümkün değildir. Bir çocuğa çarpmanın sonucu ise yalnızca bir morluk değil; kırık kemikler, beyin kanamaları veya geri dönüşü olmayan sakatlıklar, yada ölüm olur. Bu manzara, hiçbir ailenin piknik hatıralarında yer almak istemediği bir yıkımdır.

***

Sorumluluk yalnızca hız yapan kullanıcılarda değil. Alanın yönetiminden sorumlu belediye veya ilgili kurumların da bu konuda gerekli önlemleri almaması büyük bir eksikliktir. Oysa çözüm hiç de karmaşık değil:

-Piknik alanı içinde bisiklet ve scooter için hız sınırı belirlenmeli ve tabelalarla açıkça belirtilmeli.

-Yaya yoğunluğu yüksek bölgelerde bu araçların kullanımı tamamen yasaklanmalı.

-Ayrı ve güvenli bir bisiklet/scooter parkuru oluşturulmalı.

-Denetim personeli görevlendirilerek kurallara uyulup uyulmadığı kontrol edilmeli.

-Kurallara uymayanlara caydırıcı yaptırımlar uygulanmalı, ya da içeri bir daha alınmamalı.

***

Bir çocuğun canı, birkaç saniyelik hız keyfinden çok daha değerlidir. Bu tehlike daha büyük bir facia yaşanmadan, yani iş işten geçmeden ciddiye alınmalı. Yetkililerin bu konuda acilen harekete geçmesi, hem çocukların hem de tüm ziyaretçilerin güvenliği için bir zorunluluktur. Güvenli bir piknik alanı, sadece yeşillikle değil, alınan önlemlerle de mümkün olur.

***

Artık yetkilileri göreve çağırmanın ve toplumsal duyarlılığı artırmanın vaktidir. Sevgili yetkililer size sesleniyorum yarın bir gün olumsuz bir durum olmadan bu sorunu çözün. Olumsuz bir durum olduğunda “bizim haberimiz yoktu” deme lüksünüz yok. Tepe piknik alanı, hız tutkunlarının değil, huzur arayan her yaştan insanındır. Bir çocuğun gülüşünün, bir scooter’ın vızıltısına kurban edilmesine izin vermeyin. Herkes kendi adına düşünsün: Yarın o araçların çarptığı bir çocuk sizin evladınız olabilir. Lütfen, bu güzelliği hep birlikte koruyalım. Geç olmadan önlem alın. Hız değil, saygı kazansın…

Devamını Oku

VİCDANIMIZI SINIFIN KAPISINDA UNUTTUK.

VİCDANIMIZI SINIFIN KAPISINDA UNUTTUK.
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Sabahın erken saatinde uyanır, kendi çocuğunu evde bırakıp başka çocukların geleceği için yola düşer öğretmen. Bazen açtır, bazen yorgundur, bazen kendi dertleriyle boğuşmaktadır. Ama sınıfa girdiğinde yüzünde bir gülümseme vardır. Çünkü bilir ki, ona bakan gözler umut doludur.

***

Öğretmen, sadece müfredat anlatan değil; hayatı öğreten, sevgiyi aşılayan, adaleti gösteren, sabrı öğreten kişidir. Onun eli, bir çocuğun elini tuttuğunda aslında bir milletin geleceğine dokunur. Peki biz bu kutsal ellere nasıl karşılık veriyoruz? Son günlerde artan öğretmene şiddet haberleri yüreğimi dağlıyor. Okulda, sınıfında, görevi başında şiddete uğrayan öğretmenler… Çocuklarının emanet edildiği öğretmeni döven veliler… Hakaret eden, tehdit savuran, öfkesini masum insanlardan çıkaranlar…

***

Utanıyorum. Gerçekten utanıyorum. Bir toplum ki öğretmenine saygı duymaz, o toplumun temeli çürüktür. Bir öğretmen ki şiddet görür, o toplumun yarını karanlıktır. Artık “yeter” demenin zamanı geldi. Öğretmenlerimiz, yalnızca tebrik edilecek günlerde değil, her gün saygıyı hak ediyor. Onların can güvenliği, iş güvenliği ve onuru her şeyden önce gelmeli.

***

Bir öğretmenin gözyaşı, bu milletin istikbaline düşen bir lekedir. Lütfen, bu lekeyi birlikte silelim. Şiddetin her türlüsüne, özellikle de öğretmene yönelen alçakça saldırılara karşı sessiz kalmayalım. Çünkü bir öğretmen dövüldüğünde, aslında gelecek dövülüyordur. Bir öğretmen susturulduğunda, bir nesil susturuluyordur. Dur diyelim. Hep birlikte.

***

Saygıyla, sevgiyle ve nefretle… şiddete olan nefretimizle.

Devamını Oku

24 YILLIK HASRETİN SONU

24 YILLIK HASRETİN SONU
2

BEĞENDİM

ABONE OL

Türk futbolu, 31 Mart 2026 gecesi Kosova’nın başkenti Priştine’de tarihi bir an yaşadı. A Milli Futbol Takımı, 2026 FIFA Dünya Kupası Avrupa Elemeleri play-off finalinde Kosova’yı 1-0 mağlup ederek 24 yıllık hasreti sonlandırdı ve turnuvaya katılım hakkı kazandı. Bu başarı, Ay-Yıldızlılar’ın toplamda Dünya Kupası’na üçüncü katılımı olacak.

Eleme Süreci Nasıl Geçti?

Türkiye’nin Dünya Kupası’na giden yolu hiç kolay olmadı. 2025 yılında başlayan eleme serüveni, bir hayli inişli çıkışlı bir grafik çizdi.

Grup Aşaması (Eylül – Kasım 2025)

Türkiye, 2026 Dünya Kupası Avrupa Elemeleri’nde İspanya, Gürcistan ve Bulgaristan ile aynı gruba düştü. 6 maçlık grup maratonunda Ay-Yıldızlılar, sergilediği dalgalı performansa rağmen 4 galibiyet, 1 beraberlik ve 1 mağlubiyetle 13 puan topladı. 18 Kasım 2025’te İspanya deplasmanından 2-2’lik beraberlikle dönülmesi, grup ikinciliğini garantileyen kritik bir sonuç oldu.

Grubun en dikkat çekici sonuçları arasında Eylül ayında Konya’da İspanya’ya 6-0 kaybedilen maç yer alırken, Ekim ayında Bulgaristan deplasmanında alınan 6-1’lik galibiyet moral oldu.

Play-Off’ta Destansı Mücadele

Grup ikinciliği Türkiye’ye doğrudan katılım hakkı getirmedi; play-off oynama zorunluluğu doğurdu. Tek maç eleme usulüyle oynanan bu kritik aşamada Ay-Yıldızlılar, önce 26 Mart 2026’da Beşiktaş Park’ta Romanya’yı Ferdi Kadıoğlu’nun 53. dakikadaki golüyle 1-0 geçerek finale yükseldi.

Finaldeki rakip, sürpriz bir şekilde Slovakya’yı deplasmanda 4-3 yenmeyi başaran Kosova oldu. 31 Mart 2026’daki bu kritik karşılaşmada teknik direktör Vincenzo Montella’nın öğrencileri, Kerem Aktürkoğlu’nun (Orkun Kökçü’nün payı büyük) 53. dakikada attığı golle sahadan 1-0 galip ayrıldı ve ABD, Kanada ve Meksika’nın ortaklaşa düzenleyeceği dev turnuvaya adını yazdırdı.

Tarihe Yolculuk: Dünya Kupası’nda Türkiye

Bu katılım, Türkiye’nin Dünya Kupası tarihindeki üçüncü yolculuğu olacak. İlk katılım 1954 yılında İsviçre’de gerçekleşmişti. O dönemde İspanya ile oynanan elemelerde yazı-tura sonucu turnuvaya katılma hakkı kazanan Ay-Yıldızlılar, Güney Kore’yi 7-0 gibi farklı bir skorla yenmiş ancak Batı Almanya karşısında alınan iki mağlubiyetle grup aşamasında elenmişti.

Türk futbolunun en büyük gururu ise 2002 yılında yaşandı. Şenol Güneş yönetimindeki “Bizim Çocuklar”, Japonya ve Güney Kore’nin ortak düzenlediği turnuvada gösterdiği performansla tüm dünyaya adını duyurdu. Gruptan çıkan takım, sırasıyla ev sahibi Japonya ve Senegal’i eleyerek yarı finale yükseldi. Yarı finalde dönemin devi Brezilya’ya 1-0 kaybeden milliler, üçüncülük maçında Güney Kore’yi 3-2 mağlup ederek tarihi bir bronz madalya kazandı.

2026 Vizesi Neden Bu Kadar Önemli?

2002 sonrasında Türkiye; 2006 ve 2022’de play-off’ta son anda vizesini alamamış, 2010, 2014 ve 2018’de ise gruplardan çıkmakta zorlanmıştı. Özellikle 2006 elemelerinde İsviçre’ye deplasman golüyle elenmek, hafızalardaki acı tadı hâlâ taze tutuyor. Bu nedenle 2026 vizesi, sadece 24 yıllık bir hasretin sona ermesi değil, aynı zamanda son 20 yıldır yaşanan “son viraj” travmasının da aşılması anlamına geliyor.

Kadro ve Strateji: Montella’nın Etkisi

İtalyan teknik direktör Vincenzo Montella, takımın başına geçtiği Eylül 2023’ten bu yana istikrarlı bir çıkış yakaladı ve sözleşmesini 2028’e kadar uzattı. Tecrübeli çalıştırıcı, özellikle play-off maçlarında yaptığı hamlelerle öne çıktı.

Final maçında sahaya sürdüğü ilk 11, Montella’nın güvendiği isimleri gösteriyordu: Kalede Uğurcan Çakır; savunmada Zeki Çelik, Ozan Kabak (uzun sakatlık sonrası ilk 11’de), Abdülkerim Bardakcı ve Ferdi Kadıoğlu; orta sahada İsmail Yüksek, Hakan Çalhanoğlu, Orkun Kökçü, Arda Güler ve Kenan Yıldız; forvette ise Kerem Aktürkoğlu görev yaptı. Ozan Kabak’ın 23 maç aradan sonra ilk 11’de sahaya çıkması, Montella’nın sakatlık sürecini yönetme konusundaki başarısını da ortaya koydu.

Dünya Kupası’nda Rakipler: D Grubu’nda Zorlu Sınav

Yapılan kura çekimine göre Türkiye’nin 2026 Dünya Kupası’ndaki rakipleri netleşti. Ay-Yıldızlılar turnuvada D Grubu’nda mücadele edecek. Grubun diğer takımları şu şekilde oluştu:

ABD: Turnuvaya ev sahipliği yapan ülkelerden biri, dolayısıyla grup favorisi.

Avustralya: Asya Futbol Konfederasyonu’ndan gelen güçlü ekip.

Paraguay: Güney Amerika’nın köklü takımlarından, fizik gücü yüksek bir ekip.

2026 Dünya Kupası, 48 takımın katılımıyla yeni bir formatta düzenlenecek. 11 Haziran 2026’da Meksika’nın başkenti Meksiko’daki Azteca Stadı’nda başlayacak turnuvanın finali, 19 Temmuz 2026’da ABD’nin New Jersey eyaletindeki MetLife Stadyumu’nda oynanacak.

Sonuç ve Beklentiler

2026 Dünya Kupası’na katılım, Türk futbolu için bir dönüm noktasıdır. 2002 neslinin yarattığı ivmeyi yakalayamamış olan futbol kamuoyu, Montella yönetimindeki bu yeni jenerasyonun (Arda Güler, Kenan Yıldız, Orkun Kökçü gibi genç yıldızlar) 24 yıl sonra gelen bu başarıyla birlikte yeni bir “altın nesil” olma potansiyeli taşıdığını düşünüyor.

Kosova zaferiyle birlikte sadece bir turnuva bileti değil, aynı zamanda gelecek vaat eden bir takımın dünya sahnesine çıkışı da perçinlenmiş oldu. Şimdi gözler, 11 Haziran 2026’da başlayacak Dünya Kupası’nda ABD, Avustralya ve Paraguay’ın bulunduğu zorlu D Grubu’nda Ay-Yıldızlılar’ın neler yapacağına çevrilmiş durumda.

Emeği geçen ve bize bu mutluluğu yaşatan herkese çok teşekkür ederiz. Sonu kupa olsun…

Devamını Oku

RAHMET İKLİMİ RAMAZAN

RAHMET İKLİMİ RAMAZAN
3

BEĞENDİM

ABONE OL

Ramazan, sadece takvimin bir yaprağı değil; gönül coğrafyamızda sessizce yeşeren bir bahardır. O, sokak aralarında koşuşturan çocukların elindeki fenerlerde değil, o fenerlerin titrek ışığında komşusunu gözeten bir yüreğin sıcaklığındadır.

Bu ay, gökyüzü yere biraz daha yaklaşır sanki. İftar vaktinde açılan eller, sadece bir lokma ekmek için değil, af ve merhamet için semaya yükselir. Açlık, midelerde değil, ruhlarda bir boşluk yaratır ki o boşluk ancak sabırla, şükürle ve paylaşmakla dolar. İnsan, iftarla birlikte sadece karnını değil, kırgınlıklarını, küskünlüklerini de sofraya koyup doyurmayı öğrenir.

Sahur vaktinin o sessiz ve ürpertici karanlığı, aslında bir aydınlığa gebedir. Kuşlar uykudayken kalkıp bir lokma helal kazanç için dua edenlerin sesi, gökyüzüne bir sır gibi fısıldanır. O an, dünyanın uğultusundan sıyrılıp sadece Yaradan’la baş başa kaldığımız o mahrem saatler, insanın özüne döndüğü en saf anlardır.

Ramazan’ın maneviyatı, bir bardak suyun değerini anlamaktır. Susuzlukla imtihan olurken, aslında sahip olduğumuz her nimetin kıymetini idrak etmektir. Susayan dudağa değen ilk su damlası, yalnızca su değil; hayatın kendisidir. Ve o su, paylaşıldıkça bereketlenir.

Teravihlerde yan yana dizilen omuzlar, sadece bedenleri değil, inancı ve kardeşliği de saf saf eder. Aynı secdede birleşen alınlar, aynı toprağın farklı çiçekleri olduğumuzu fısıldar. İmamın tekbirine uyan cemaat, bir olmanın, diri olmanın, kardeş olmanın en güzel nağmesini yankılandırır gecenin koynunda.

Ve son on gün… Kadir Gecesi’ni arayan kalpler, bin aydan daha hayırlı bir sırrın peşinde koşar. O gece, öyle bir gecedir ki melekler yeryüzüne iner, selam taşırlar müminlere. Ruhlar arınır, gönüller ferahlar. Sanki tüm kainat, bir senfoninin en yumuşak notalarında buluşur.

Ramazan, bir ay boyunca oruçla terbiye ettiğimiz nefsimizin, bayram sabahı özgürlüğe kavuşmasıdır. Gözlerdeki nem, ellerdeki kına, yoksulun yüzündeki tebessüm, yetimin başı okşanırken akan yaş… İşte Ramazan bunların hepsidir.

O, bir takvim ayı olmaktan çok, ruhumuzun yenilendiği, kalbimizin pasının silindiği, kardeşliğin en coşkulu haliyle yaşandığı mukaddes bir mevsimdir. Geldiğinde huzur, giderken ardında bir hasret bırakır. Çünkü biliriz ki bu iklim, gönül iklimimizin en güzel mevsimidir ve bir sonraki baharı beklemek, yine sabırla, yine özlemle geçecektir.

Hoş geldin Ey Şehri Ramazan.
Hoş geldin On bir Ayın Sultanı.
Hoş geldin Gönüllerimizin Huzuru.

Rabbim Mübarek Ramazan ayının faziletinden yararlanmayı ve bayrama günahsız tertemiz çıkmayı tüm ümmeti Muhammed’e nasip etsin.

Devamını Oku

SUSUZLUĞUN İKLİMİ

SUSUZLUĞUN İKLİMİ
8

BEĞENDİM

ABONE OL

Muslukları açtığımızda akan suyun, modern hayatın en temel ve kabul edilmiş nimetlerinden biri olduğu düşünülürdü. Oysa günümüzde Çerkezköy başta olmak üzere Tekirdağ’ın birçok ilçesinde, mahallesinde ve evlerinde bu basit beklenti, yerini belirsiz kesintilerin gergin bekleyişine ve kabaran faturaların endişesine bırakmış durumda. Sürekli kesilen sular ve her geçen ay daha da ağırlaşan su faturaları, sadece pratik bir sorun değil, toplumsal refahı ve adaleti derinden etkileyen bir krize dönüşmüş durumda.

Su kesintileri artık sadece “planlı bakım” ile sınırlı kalmıyor. Altyapının yetersizliği, eskiyen boru hatları, plansız kentleşme, kuraklık ve su kaynaklarının verimsiz yönetimi, kesintileri kronik bir sorun haline getiriyor. Bu durum, hanelerde temel hijyen ihtiyaçlarından yeme-içme düzenine kadar her şeyi altüst ediyor. Özellikle çalışan aileler, yaşlılar, küçük çocuklu ebeveynler ve kronik hastalığı olanlar için bu kesintiler dayanılmaz bir yük oluşturuyor. İşten her geldiğimizde o yorgunlukla bir yudum su almak için köylere gitmek utanç verici ve yorucu bir rutine dönüşebiliyor. Kesintiler, aynı zamanda ekonomik faaliyetleri de vuruyor; restoranlar, kuaförler, küçük atölyeler işlerini sürdürmekte zorlanıyor.

Diğer taraftan, suyun metreküp fiyatındaki artışlar, hanelerin bütçesinde enerji ve gıda gibi temel kalemlerin yanında giderek daha ağır bir yer tutuyor. Vatandaş, “susuz kalma” ile “faturayı ödeyememe” ikilemi arasında sıkışıp kalıyor. Su, temel bir insan hakkı ve kamu hizmeti olmaktan çıkıp, lüks bir tüketim kalemi gibi sunuluyor. Özellikle sabit gelirliler, emekliler ve dar gelirli aileler için su faturası, her ay korkuyla açılan bir zarfa dönüşüyor. Tasarruf etmek isteyen vatandaş, zaten sürekli kesinti yaşadığı için bunu pratikte gerçekleştiremiyor. Oysa beni seçin suyu yüzde elli ucuz vereceğim vaatleri ile seçilen ve işbaşına gelenler bugün verdikleri sözleri unutup tam tersini yapıp kullanamadığımız suya yüzde yüzden fazla zam yaptılar. Rusya’dan Azerbaycan’dan para ile satın aldığımız doğal gaz, kendi topraklarımızdan bedavaya çıkardığımız sudan daha ucuz.!! Bu da, bizi yönetenler arasındaki farkı, objektif bir şekilde görme ve değerlendirme imkanı bize sunuyor.

Bu ikili krizin arka planında birkaç temel sorun yatıyor:

1. Altyapı Yatırımlarının Yetersizliği: Şehirler büyüdükçe su şebekeleri kapasitesini karşılayamıyor. Kayıp-kaçak oranlarının yüksekliği, eski borular, yetersiz depolama ve arıtma tesisleri sistemin verimini düşürüyor.

2. İklim Değişikliği ve Kuraklık: Yağış rejimlerinin değişmesi, baraj doluluk oranlarının düşmesi, su kaynakları üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Su artık eskisi gibi “sonsuz” bir kaynak değil.

3. Yönetim ve Planlama Sorunları: Suyun entegre bir şekilde, uzun vadeli ve sürdürülebilir politikalarla yönetilmemesi, kriz dönemlerinde kalıcı değil acil ve geçici çözümlere yönelim.

4. Maliyetlerin Adaletsiz Dağılımı: Yönetimdeki verimsizliklerin ve kayıpların maliyetinin, orantısız bir şekilde son tüketiciye yansıtıldığı algısı güçleniyor.

· Acilen ve Şeffaf Şekilde: Su kesinti programları vatandaşa zamanında, net ve güvenilir kanallardan duyurulmalı. Kesintiler, mümkün olan en kısa sürede ve en az zararla atlatılacak şekilde planlanmalı.

· Uzun Vadeli ve Köklü Yatırımlar: Su şebekelerinin yenilenmesi, kayıp-kaçak oranlarının hızla düşürülmesi, modern depolama ve dağıtım sistemleri için büyük ölçekli yatırımlar yapılmalı.

· Sürdürülebilir Su Yönetimi: Yağmur suyu hasadı, gri su geri dönüşümü, suyun verimli kullanımı (damla sulama, tasarruflu armatürler) teşvik edilmeli ve alt yapısı desteklenmeli.

· Adil Tarifelendirme: Su fiyatlandırması, tasarrufu teşvik eden ancak temel insani ihtiyacı karşılayacak miktarı herkes için erişilebilir kılan, sosyal bir tarife yapısına kavuşturulmalı. Tüketimi az olanlar korunmalı, israfın önüne geçilmeli.

· Toplumsal Bilinç ve Katılım: Suyun değeri konusunda toplumsal farkındalık kampanyaları artırılmalı, vatandaşlar su yönetimi süreçlerine daha fazla dahil edilmeli.

Su hayattır. Hayatın kesintiye uğraması veya pahalılık yüzünden erişilemez hale gelmesi kabul edilemez. Kronik su kesintileri ve yüksek fiyatlar, sadece teknik bir arıza veya ekonomik bir mesele değil, yerel yöneticiler eğer bu sorunun üstesinden gelemiyorsa halka zulmetmeyip gururdan uzak durarak merkezi otoriteden yardım istemeli, Bu sorun yerel yöneticilerin en temel sorumluluk alanlarından birinde sınav verdiği bir gösterge haline gelmiştir. Bu kriz, artık geçici çözümlerle değil, köklü, adil ve sürdürülebilir bir “su seferberliği” ile ele alınmalıdır. Çünkü akan her damla su, aynı zamanda toplumsal huzurun ve geleceğe güvenle bakabilmenin de teminatıdır.

Eğer yöneticiler egolarını bir kenara bırakıp birbiri ile kavga etmez de sorunlara odaklanabilirse ve kendi aralarında eş güdüm içinde çalışmayı başarabilirse bu sorunu çözebilirler…

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz. chicago-heating-repair.com bonus verabetgiris.co verabettgiris.com