DOLAR

45,9112$% 0.46

EURO

53,4251% -0.07

STERLİN

61,9230£% -0.1

GRAM ALTIN

6.704,74%-0,19

ONS

4.537,35%-0,77

BİST100

13.890,91%0,60

Tekirdağ HAFİF YAĞMUR 21°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
ff
ff
Güncellenme - 22 Eylül 2025 14:18
Yayınlanma - 22 Eylül 2025 13:24

KELEBEK ETKİSİ

1951 senesinin son günleriydi. Arjantin’de yazın etkisi görülüyordu; yemyeşil bir coğrafya, pırıl pırıl bir gökyüzü… İki tıp fakülteli genç, motorlarına atlamış, Latin Amerika turuna çıkmıştı çoktan. Ceplerinde fazla paraları yoktu ancak doğuştan gelen futbol yeteneklerine güveniyorlardı. Futbol sayesinde hem insanları tanımayı hem de para kazanmayı hayal ediyorlardı. Ülkeleri sırayla geçiyorlar, eğlenmeyi umut ederek çıktıkları yolculukta büyük yoksulluklara tanık oluyorlardı. Kaleci olan genç, her gittiği ülkeden annesine kart postal atıyordu. Annesi son aldığı kart postalı okurken, kalbi hızla çarptı. Oğlu, artık parası kalmadığını ve bulundukları şehirde bir futbol turnuvasına katıldıklarını, şampiyon olamazlarsa döneceğini yazıyordu. Şampiyon takıma hatrı sayılır bir para ödülü vardı ve bu oğlunun gezisinin devamı demekti. Anne yüreği… Kart postalı masaya koydu, İsa heykeline dönerek, oğlunun dönmesi için duasını etti. İki gencin takımı finale kalmıştı ve şampiyonluk maçını kazanmak üzereydiler. Son dakikalarda rakip takım bir penaltı kazandı. Kaleci olan genç tüm kalbiyle Latin Amerika gezisine devam etmek istiyordu ve bunu başarmak için tek seçeneği, o penaltıyı kurtarmaktı, öyle de yaptı. Herkes sevinç içinde ona sarılırken aslında Küba Devrimi’ni kutladıklarının farkında değillerdi. Yeterli parayı bulan kaleci genç, Latin Amerika gezisine devam etti. Gezi boyunca gördüğü yoksulluklar ve sefalet hayata bakışını tamamen değiştirdi. O genç kimdi? Ta kendisi: Ernesto Che Guevara… Ya o penaltı gol olsaydı?

Windows Firewall

***

1908 senesinin sonbaharında ıslak bir banka oturdu. Viyana bu mevsimde hep yağışlı olurdu. Annem ölmeseydi ya da babamın istediği gibi küçük Linz’de bir memur olsaydım ne olurdu acaba diye uzun uzun düşündü. Aslında onu karamsarlığı iten tam 1 sene evvel kaybettiği sınavdı. Yazılı sınavı geçmesine rağmen, Viyana Güzel Sanatlar Fakültesi’ndeki heyet, çizimlerini yetersiz bulmuştu. Ressam olamamıştı… Kendini bir odaya kapatıp, 1 sene boyunca kitap okuyup, resim çizmişti. Cılız bünyesine baktı, elleri ve boyu küçüktü, neredeyse kemikleri sayılıyordu. Karnını zar zor doyuran gencin bütün ümidi bu sınavı kazanmaktı. Yavaşça ayağa kalktı, okula doğru yürüdü. Yolda annesi ile sınava gelen gençleri gördü; ağlamak istiyordu ama yeri değildi. Her zaman olduğu gibi içinden Tanrı’ya karşı bir isyan yükseldi. Ama kendini toparlaması kısa sürdü, 1 yıldır beklediği o an gelmişti. Dikkatini toplayıp, sınav binasına girdi. Heyetin karşısında kararı beklerken heyecan yoktu, hatta damarlarında kan bile olmadığını düşündü. Büyük bir hissizlik içerisindeydi. Sonuç açıklandı, çizimleri yine yetersiz bulundu. Dünyası yıkılmadı, hissizleşmişti, üzüldüğünü dahi anlayamadı. Viyana’yı terk etmeye karar verdi ve sonrasında orduya katıldı. O genç kimdi? Ta kendisi: Adolf Hitler… Ya o sınavı kazansaydı?
***

Yeni Delhi sıcaktan kavruluyordu. Pencereden baktığında, trafik, toz ve çöpten oluşan bir kaos hakimdi. Yan odadan çocukların sesi geliyordu. Artık bu keşmekeş içerisinde okumaya ve yazmaya alışmıştı. Nerden baksa altı ayı bulmuştu, beş çocuğu ve eşi ile birlikte Hindistan sürgünü. Sürgünden önce idam edilmesi bile tartışılmıştı. Albaylıktan gelen vakur ve dik duruşu ev hayatına da yansıyordu. Hindistan’a gelene kadar bütün zamanını günlük işlerine ve askerliği ile alakalı meşguliyetlerine ayırıyordu.

***

Ancak sürgündeki Hindistan günleri entelektüel gelişimi açısından fırsat olmuştu. Hiçbir anını boş geçirmiyor, sürekli okuyor, yazıyor ve canından çok sevdiği vatanı için çıkış yolları araştırıyordu. Bir an bile küsmemişti sürgüne gönderildiği için. 13 farklı ülkede sürgünde bulunan arkadaşlarına yazdığı mektupları postaladı. Masasına oturdu, en sevdiği plak olan “Hava Bulut Yok” türküsünü dinlemek için iğneyi indirdi. Bir türlü alışamadığı Masala çayından bir yudum aldı. Ülkesine mutlaka dönecekti ve döndüğünde bu kez kesinlikle siyasete girecekti. Aynı bayrak altında farklı kutuplara bölünen milletini, tek bir ülkü uğruna birleştirmek için tek yol buydu. Defterini açtı, divitini mürekkebe batırdı ve başlığı yazdı: Dokuz Işık… O albay kimdi: Ta kendisi: Alparslan TÜRKEŞ… Ya sürgüne gönderilmeseydi?

O-uz-Gayrimenkul-internet
3 1 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

ÂB-I HAYAT ÜZERİNE CANDAN BİR MÜLAHAZA

HIZLI YORUM YAP

3 1 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz. chicago-heating-repair.com bonus verabetgiris.co verabettgiris.com