45,0820$% 0.05
52,8505€% 0.03
60,9705£% 0.07
6.591,56%-0,96
4.545,05%-1,09
14.311,19%-0,13
Sevgili okurlarım;
En güzel günler, en güzel yarınlar, en güzel zamanlar sizlerin olsun. Geçen ki yazımızda size
Sabri abi ile nasıl tanıştığımızı anlatmadan sohbetin ortasından başladığımızı fark ettim. Mevsimlerden ilkbaharın sonu, yazın başlangıcıydı. Aylardan hazirandı. Bayrama sayılı günler kalmıştı. Ben ise kara kara düşüncelere dalmıştım. Büyüğe koysam dolmuyor, küçüğe koysam almıyor. Bayram iyiden iyiye yaklaşmıştı zaten senede bir defa bilemedin iki defa doğduğumuz toprakları ziyaret edebiliyorduk. Hep derler ya, doğduğun yer değil doyduğun yer vatanındır. Aslında öyle düşünüldüğü gibi olmuyor; tozuna toprağına karıştığın, çocukluğunun geçtiği, belli bir yaşa kadar büyüdüğün, anılar hatıralar biriktirdiğin memleketinin tadı apayrı oluyor. Biz de doğduğumuz toprakları geride bırakarak doyacağımız topraklara doğru yolculuğa çıkmıştık. Belki daha iyi koşullarda yaşarız ümidiyle ya da büyük şehirlerde çocuklarımıza ileriye dönük okumaları için daha iyi gelecek hazırlayabilmek adına Bu zorunluluk şarttı.
***
Sevgili okullarım;
Bugün bize Sabri abi ile nasıl tanıştığınızı anlatacağınızı mırıldanışlarınızdan duyar gibiyim. Sahi nerede kalmıştık… Hatırladım, bayram iyice yaklaşmıştı, gün boyu memlekete gidebilme hayalleri kurduğumu düşünüp durdum. Halbuki hayaller bir türlü gerçeğe dönüşmüyor, hep hayalde kalıyordu. Velhasıl beynimi kemiren memleket hasreti içerisinde akşam oldu. İş paydos zili çaldı. Fabrikanın önüne servisler yaklaşmıştı. Kalkış saati uyarısı yapıldıktan sonra eve doğru yolculuk için araçtaki yerimi aldım. Düşüncelerime söz geçiremiyordum, kendimi dış dünyaya kapatmış bir vaziyette; bir taraftan ayın sonunu nasıl getireceğimi düşünürken, bir taraftan da en azından bu bayramda memlekete gidip oradaki eş dost ile hemhal olabilme arzusu ile yanıp tutuşuyordum. Diğer taraftan da kendi kendime şu soruyu yöneltmekten geri kalmıyordum. Aldığın maaş belli, asgari ücretin bir tık üstü. Ev kira, elektrik, su, doğalgaz, çocukların da masrafları var; şimdi bu durumda gittiğinde masraflar iki katı artacak. Zaten zar zor geçiniyorsun, kendini iyiden iyiye felakete sürüklemenin bir anlamı yok diyen iç
sesime kulak vermeden edemiyordum. Lakin bir girdaba girmişçesine, bir türlü kurtuluş yolu, terazi dengesi bulamıyordum. O esnada servis şoförü, beni indireceği durağa gelmişti. Fakat ben kendi içimde sorunlarla boğuşurken farkında bile değildim; birkaç defa seslenmiş ben duymamışım. Sonra acı bir korna sesi ile irkildim Hey! Kuzey’in delisi kaçtır sana sesleniyorum duymuyorsun. Ben de efendim kusura bakmayın duymamışım, hemen iniyorum dedim. Kendisi sanki ülkenin enflasyonunu çözecek gibi dünya yıkılsa duymuyorsun dedi. Kusura bakmayınız dalmışım deyip yavaşça servisten indim. Kendi kendime konuşa konuşa eve doğru yürüdüm. O kadar hayal alemine dalmışım ki komşunun evinin önünden geçerken seslendiğini fark ettim. Hayrola toprak mı çekti? Selamsız sabahsız, dalgın dalgın yürüyorsun hayırdır dedi.
***
Komşu da haklıydı. Beni ilk defa böyle görüyordu. Evet ya deyip geçiştirmek zorunda kaldım. Halbuki ben onun toprak mı çekti? deyişini ölüm mü çağırıyor? anlamında söylediğini düşündüm fakat toprak çekti, lakin doğduğum topraklar çekti diye içimden geçirip eve doğru yürüdüm. Hanım balkonda beni görmüş bu vaziyetimi o da fark etmiş olmalı ki kapıdan içeri adımımı atar atmaz hayır ola bey hasta mısın? Ne oldu? dedi Ben de yok hanım bir şey, elimi yüzümü yıkayayım, elbiseleri değişeyim, sofra hazır ise oturur konuşuruz dedim. Allah ne verdiyse yedik içtik, şükrümüze eda ettik. Ben de anlatmaya başladım. Sen de biliyorsun ki uzun bir zamandır memlekete gidemiyoruz. Eskiden gurbette olsak bile bayram seyran demeden, memleket hasreti çöktüğünde gider gelirdik. Artık şartlar o kadar zorlaştı ki, kazandığımız daha eve gelmeden bitiyor. Farkındaysan uzunca bir zamandır memlekete gidemiyoruz. Aldığımız maaş belli, giderler belli, bu dünyaya borçlu geldik borçlu gidiyoruz. Diğer taraftan keşke memleketten hiç gelmeseydik mi? Bu sefer de orada kalsak da ne değişecek? Çocuklarımıza iyi bir gelecek hazırlamak için çekmemiş miydik gurbetçiliği cefayı? diyerek sözlerime devam ettim. İlk senelerde her bayram giderdik. Kurbanımızı keserdik, büyüklerimizle yaşlılarımızla bayramlaşırdık, insanların hal ve hatırlarını sorardık. Ne güzel günlerdi o günler. Keşke o günleri bir daha yaşayabilsek. Ne yazık ki günümüz zamanında ancak geçmişteki gerçekleri şu an hayal bile edemez olduk baksana. Bırak kurban kesmeyi, memlekete dahi gidecek durumda değiliz. Yokluk bizi her şeye mecbur bıraktı. Uzunca bir süre de ülkenin bizim ekonomisinin düzeleceği mümkün görünmemektedir. Hasretlerimiz belli ki hiçbir zaman vuslata dönüşmeyecek; insan çaresizliği hele de eşinin çocuklarının yanında iliklerine kadar yaşaması kadar başka zor ne olabilir ki? Her şey bir tarafa aile büyüklerinden uzakta kalmak en azından bayramlarda bile ziyaret edememek ne acı bir durum. Yaşamayan kimse bunu bilemez.
***
Hanım söze karıştı; üzülme bey biz de bayramı burada geçiririz. Sabah bayram namazına gider, gelince kahvaltımızı ederiz. Gelen olur ise oturur bayramlaşır, sohbetlerimizi yaparız dedi. Belli ki hanım duruma çok üzülüyor, benim de üzüldüğümü gördüğünden bir nebze teselli etmeye çalışıyordu. O esnada aklıma bir düşünce hasıl oldu. Madem memleketteki yaşlılarımızı büyüklerimizi ziyaret edemiyoruz, olmayan parayı harcamanın da anlamı yok. Elimizde olan ile meyve, şeker alıp huzurevini ziyaret etmeyi düşünüp, oradaki yaşlılarımızı bayramlarım dedim. Bu vesile ile en azından memlekette olmazsa bile buradaki yaşlılarla o içimdeki boşluğu doldurmayı düşündüm.
***
Sevgili okurlarım
Bayram gelip çatmıştı. Maddi imkanı iyi olanlar kendi araçlarıyla veya otobüslerle yola revan oldular. Şehir boşalmış gibi görünse de ekonomik bağlamda benim gibi ay sonunu zor getiren insanlar kalmıştı. Uzun sözün kısası bayram namazını eda ettikten sonra dalgın dalgın eve geldim, kahvaltımı yaptım. Bir müddet gelen olur diye bekledim, fakat kapımızı tıklatan olmadı. Ben de yavaştan huzur evine doğru ziyarete gitmek için yola koyuldum. Dolmuşların durağına kadar yürüyüp ziyaret edeceğim yere giden dolmuşu beklemeye başladım. Nihayetinde o güzergahtan geçen dolmuş durağa yaklaştı. Saati geldiğinde hareket etti ve ben de koltuktaki yerimi aldım. Yarım saatlik bir seyahatin
ardından zor da olsa ziyaret edeceğim adrese varmıştım. Kapıdaki güvenliğe önceki günlerde Müdür Bey’i aradım, bilgisi var, buradaki yaşlı dede ve nineleri ziyaret edeceğimi söyledim. Güvenlik müdür beyin odasına kadar eşlik ederek yardımcı oldu. Müdür bey ile birlikte yaşlı büyüklerimizin olduğu toplantı odasına doğru ilerledik. Bir taraftan hüzünlü, diğer taraftan da mutlu bir şekilde kalabalığın içine daldık. O an kendi kendime dedim ki bizim de yaşlanacağımız zamanlar gelecek, keşke her yaşlımız ailesinin yanında mutlu mesut huzurlu bir şekilde son demlerini yaşayabilse… Demekten kendimi alamadım. Büyükleri tek tek bayramladıktan sonra kalabalığın içinde cam kenarında tek başına, elinde eskilerden renkli cep mendili, sırtında mavi çizgili gri yelekli, cebinde zinciri yana sarkmış köstekli amcaya gözlerim takıldı. Ara sıra cep saatini çıkarıp bakıyor, tekrar cebine koyuyor, diğer eliyle de arada bir gözyaşlarını siliyordu. Müdür Bey’e dönerek cam kenarında gözü hep dışarıda, sürekli saatine bakan yaşlı amca kim? diye sordum. O dedi, uzunca bir zamandır aramızda olan, burada küçüğü ile büyüğü ile herkes ona Sabri abi diye hitap eder şeklinde cevap verdi. Müdür Bey’den müsaade isteyip usulca yanına vardım. Bayramınız mübarek olsun Sabri abi dedim.
***
Sağol evlat dedi. Elini öptüm, karşısına oturmak için müsaade istedim. Bir sandalye çekip oturduktan sonra bir müddet sadece bakıştık. Gözleri ağlamaktan şişmişti. Derin derin ah çekip, dışarıyı gözetliyordu. Nihayet derin bir Ah çekişten sonra başladı konuşmaya… Büyük olmak da zor, Ata olmak da zor, diye sözlerine devam etti. Bana, seni buralarda ilk kez görüyorum, hayrola, burada bir yakının bir büyüğün mü var? dedi. Ben de o anın heyecanı ile Sabri abi, senin için geldim deyiverdim. İster istemez heyecanlandı. Morali düzelir gibi oldu. Yüzüne ayrı bir renk geldi, yüz ifadesinde hafiften bir tebessüm belirdi. Bana dönerek Allah razı olsun, sağ ol, var ol evlat. Beni o kadar bahtiyar ettin ki, şu anı anlatabilmem için zaman yetmez. Ben de bundan sonra inşallah her fırsatta, hafta sonları seni ziyarete geleceğimin sözünü veriyorum dedim. Dünyadan vazgeçmiş olan Sabri abi yeniden doğmuş gibi mutlu oldu. Seni buralara kadar getiren sebep nedir? diye sordu. Ben de hesap yaptım ay sonu
Gelmiyor, gitsek ayrı dert, kalsak ayrı dert, zaten maddi imkansızlıklarla boğuşuyoruz, bu durumda memlekete gitmenin daha da beni borçlandıracağından çaresizce; madem memleketteki büyüklerimi, yaşlılarımı ziyaret edemiyorum, kendi kendimce böyle bir çareye başvurdum dedim. Sabri abi başladı anlatmaya. Bizim zamanımızda bir kişi çalışır 9 kişiye bakardı. Şimdilerde 9 kişi çalışıp bir kişiye
Bakamıyor. Her rızkı helalinden kazanırdık, şimdilerde helal haram hak getire; Toplumun düzeni iyice bozulmuş ve de bozulmaya devam ediyor. Şimdilerde bırak, insan insanın elindeki kazancını, midesindeki rızka da göz dikmiş. Ben bu yaşıma geldim. Kolay kolay hastane bilmezdim. Yediğimiz içtiğimiz bizim mahsulümüzdü. Bir de şimdiki zamana bak öyle mi? Geçen gün televizyona bakınca gördüm. İnsanlar her şeyin sahtesini çıkarmış. Ne yediğimizin, ne içtiğimizin tadı tuzu kaldı. Çok çalıştım evlat… Bizim zamanımızda paranın da zamanında ayrı bir kıymeti ve değeri vardı. Hem aileme baktım, hem çocukları yetiştirdik, büyüttük. Toprak sahibi, mal mülk sahibi yaptık. Hatice ablanla çok çalıştık evlat çok. O kadar uğraştık ki bizim gibi kimse çalışmamıştır. Çocuklarımız toplumda yok olup gitmesin diye verdiğimiz zahmetler saymakla bitmez. Sen ne kadar sahip çıkarsan çık toplum bir yerden sonra elinden bütün emeklerini alıp götürüyor. Şükür, bizimkiler de kötü alışkanlık yoktu. Şimdilerde görüyoruz, duyuyoruz, uyuşturucular, haplar, okul önlerinde bile satanlar olduğu söyleniyor. Gençliğin, gelecekten umudu kalmamış, nesil özentiye dönüşmüş, aileler baş edemez olmuş, gençlere göre bizler çağın gerisinde kalmışız dedi ve devam etti. Toplum olarak, topluluk olarak gençliğe sahip çıkmalıyız. Onlara iyi alışkanlıklar kazandırmalıyız. Yoksa onların vebali de bizimdir. Gençliğimizin derdi bizden daha ağır. Okumak istiyor, imkan yok. Okurken ailesine yük olma baskısı ayrı bir sorun, üniversiteye gidip okusa bile mezun olduktan sonra atanamama korkusu, tabii ki de atanamadığı zaman kendini kötü hissettiği oluyor. Bu nedenle hayata bir yerden başlamak zorunda. Yıllarca okuyup, mezun olup atanamadığına mı yansın? farklı bir işte çalışmak istese vasıfsız işçi olarak düşünüldüğüne mi yansın? fakat her türlü şartta hayatın içine atılmak zorunda olduğunu hissediyor.
***
Sabri abi çok dertliyim evlat çok, dedi ve ekledi. Benim çocuklar da toplumun olumsuz tarafını benimseyip yok olup gittiler. Onları bugünlere getiren, meslek sahibi yapan, toprak sahibi yapan anne ve babalarını yok saydılar. Şimdilerde sevgiden saygıdan, örften adetten, vefadan dostluktan, eser kalmamış. Sen sen ol evlat, yarım ekmeğin bile olsa o yarımı parçalara ayır, büyüklerini sıcak yuvandan mahrum bırakma. Tıpkı memleket hasreti gibidir torun, evlat hasreti. Biz elimizden geldiğince iyi büyükler olmaya çalıştık ama bazen sorarım kendi kendime. Acaba ben nerede yanlış yaptım. Bir türlü bu sorunun cevabını bulamıyorum. Çok kıymetli ebeveynler, Sabri abiden öğreneceğimiz daha çok tarihi bilgiler analizler, karşılaştırmalar olacaktır. O gün zaman su gibi akıp gitmişti. Kendisinden müsaade isteyerek ayrılacağımı ifade ettim. Artık her hafta ziyaretine geleceğimi, o günün şartlarına göre hem günümüzü hem bu günümüzü, hem de yarınımızı fırsat buldukça dile getireceğimizi, kendisinden öğreneceğimiz çok kıymetli ve değerli bilgiler olduğunu, ifade ederek vedalaştım. Kıymetli okurlarım Sabri abi ile bugünlük de bu kadar. Bakalım ilerleyen zamanlarda yazarımız Sabri abi ile birlikte hangi konulara değinecek. Sürç-ü lisan ettikse affola. Sevgiyi saygıyı, tebessümü ihmal etmeyiniz. Zaman en iyi ilaçtır. Dozları ölçülü alınız, hoşça kalınız
Telgraf’ta kalınız.
FAKİR YUVANIN ÇOCUĞU
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz. chicago-heating-repair.com bonus verabetgiris.co verabettgiris.com