“DAHA KAÇ CANIMIZI RİSKLİ YAPILARDA KAYBEDECEĞİZ?”

Tekirdağ Milletvekili Cem Avşar, Türkiye’nin riskli yapı stokunun tespitini Meclisin gündemine taşıdı.

Konuya dair hazırladığı kanun teklifini Türkiye Büyük Millet Meclisine sundu.

Avşar, Kanunun gerekçesinde deprem riskine karşı tedbir almak, riskli yapıları ve bölgeleri belirlemek, bu yapıları güçlendirmek ya da yıkımını sağlayarak güvenli ve sağlıklı yaşam çevreleri teşkil etmek devletin asli ve devredilemez görevi olduğunu ve tercihe bırakılmayacağını belirtti. Ancak ülkemizin yüksek deprem riskinin yanında yapı stokunun da yüksek risk oluşturmasına karşın, riskli yapı stokunun henüz tespit edilmediği, güvenilir ve bütüncül veri tabanın olmadığı ve yapı envanterinin bulunmadığı dolayısıyla bütüncül bir kamu yönetimi yaklaşımıyla tespite ilişkin kurumsal bir yapı oluşturulması gerektiğini belirten Avşar, ‘Riskli Yapı Tespit Kurumu’ adıyla bir yapının oluşturulması için kanun teklifi verdi.

Anayasa, meri mevzuat ve çeşitli ulusal plan hükümlerine değinen Avşar, söz konusu hükümler gereği; deprem riskine karşı tedbir almak, riskli yapıları ve afet riski olan bölgeleri belirlemek, riskli yapıların risk durumuna göre güçlendirilmesini ya da yıkımını sağlayarak güvenli ve sağlıklı yaşam çevreleri teşkil etmek devletin asli ve devredilemez görevi ve yapı stoku envanterinin çıkarılmasının; anayasal ve kamusal asli bir sorumluluk olduğunu belirtti.

Avşar, mevcut yapı stokunun bilimsel yöntemlerle ortaya konulması, izlenmesi ve sürekli güncellenmesi herhangi bir kurumun tercihine bırakılabilecek teknik bir faaliyet olmadığı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile AFAD başta olmak üzere yerel yönetimler, ilgili kamu kurumları, üniversiteler ve meslek kuruluşlarının eşgüdüm içinde yürütmesi gereken temel bir kamusal görev olduğunu söyledi.

Gerekçede deprem riskini azaltmak ve depreme karşı dirençli bir toplum yaratmak için AFAD tarafından Ulusal Deprem Strateji ve Eylem Planı (UDSEP 2012- 2023) hazırlandığını belirten Avşar, sözlerine şöyle devam etti; “Bu rapora göre 2017 yılına kadar ülkemizdeki yapı stokunun envanterinin çıkarılıp bunlara müdahale edilmesi gerekmekteydi. Ne yazık ki, 2026 Türkiye’sinde eski yönetmeliklere göre inşa edilen, mühendislik hizmeti almayan, denetimsiz değişikliklere uğrayan, kaçak eklentiler yapılan veya imar aflarıyla kâğıt üzerinde yasal hale getirilen milyonlarca yapının gerçek durumu hala bilinmemektedir. Daha vahimi, hangi yapıların ne ölçüde risk taşıdığına ilişkin ülke çapında güvenilir ve bütüncül bir veri tabanı bulunmamaktadır” dedi.

Ülkemizin depremselliğine bakıldığında ise, jeolojik açıdan dünyanın en riskli ve afet potansiyeli en yüksek coğrafyalarından biri olduğunu, 86 milyon nüfusun yüzde 71’nin deprem riski taşıyan bölgelerde yaşadığını ifade eden Avşar, ülkemizde ortalama iki yılda yıkıcı bir deprem meydana geldiğini ve Bakan Kurum’un 2025 Aralık Ayında yaptığı açıklamalara göre Türkiye'de 6 milyon bağımsız birimin risk altında ve 2 milyonunun acil dönüşüm beklediğini, İstanbul’da ise toplam 7,5 milyon ev ve iş yerinden 1,5 milyonun mühendislik hizmeti almamış ve zemin nedeniyle de ileri derecede risk altında olduğunu bunların ise 600 bini her an kendiliğinden çökebilecek bir vaziyette olduğunu ifade etti.

Avşar, hali hazırda resmi veri olarak mevcut yapı stokuna ilişkin temel bilgilere bütüncül ve güvenilir biçimde sahip olmadıklarını belirtti ve “Birçok yapı için; projelerinin arşivlerde bulunup bulunmadığını, hangi deprem yönetmeliğine göre tasarlanıp inşa edildiğini, kullanılan malzemenin niteliğini, taşıyıcı sistemine sonradan müdahale edilip edilmediğini, güçlendirme işlemi görüp görmediğini,  mevcut kullanımının ruhsat ve projeleriyle uyumlu olup olmadığını kesin olarak bilemiyoruz” dedi.

Bir toplumun güvenli yaşam koşulu; sahip olduğu yapı stokunu ne ölçüde tanıdığı, izlediği ve bu bilgiye dayanarak vatandaşların can ve mal güvenliğini ne kadar koruyabildiğiyle ölçüldüğünü belirten Avşar,  kent güvenliğinin, kentlerin ne kadar bilinçli planlandığından, yapı stokunun ne kadar iyi tanındığından ve risklerin ne ölçüde yönetilebildiğinden kaynaklandığını ve bu nedenle deprem güvenliği yalnızca bir mühendislik disiplini konusu değil, aynı zamanda şehir planlamasının ve kamu yararını esas alan yönetim anlayışının en temel sorumluluklarından biri olduğunu, belirtti.

Avşar, mevcut yapı stokunu tanıyan, riskleri sürekli izleyen ve bilimsel verilere dayanan bütüncül bir kamu yönetimiyle ancak deprem dirençli şehirler inşa etmenin mümkün olduğunu bu çerçevede teklifimizde görüldüğü gibi TMMOB başta olmak üzere ilgili meslek odaları ve uzmanların zaman zaman yaptığı açıklama ve öneriler dikkate alınmasının isabetli olabileceğini ve bu öneriler çerçevesinde, ülkemizde oluşan ihtiyaç da dikkate alınarak teklifin hayata geçmesinin önem arz ettiğini ifade etti. Avşar, bu teklifle; ilgili paydaş kurumların iş birliğiyle ülkemizin riskli yapı stokunu tespit etmek amacıyla Riskli Yapı Tespit Kurumu (RİYTEK) adıyla bir kurumsal yapı oluşturmak ve ortak koordinasyonla iş ve hizmet yürüten bu kurumsal yapı bünyesinde, aşağıdaki faaliyetleri icra etmeyi amaçladıklarını ve Riskli Yapı Tespit Kurumu ile;

•Yapı stoku envanterini, ülke çapında başlatılacak bir kamusal programla çıkarmak,

•Yapıların risk durumlarına göre; güçlendirme, yenileme ve tahliye süreçleri için net bir önceliklendirme ve takvim süreci oluşturmak,

•Bu veriler ışığında güçlendirme, dönüşüm ve afet riski azaltma politikaları oluşturmak, finansal ve hukuki sorunların çözümünde kamu desteği sağlanmak,

•Yapıların tüm yaşam döngüsünü içeren ilgili tüm kurumların kullanımına açık sadece verilerin işlendiği değil yapıların güvenliğinin de takip edildiği ‘Ulusal Yapı Stoku Bilgi Sistemini’ oluşturmak

•Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, AFAD, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, belediyeler ve diğer ilgili kurumların yapı verilerini ortak standartlar çerçevesinde entegre etmek,

•Yapı stoku envanterini, mevzuatla tanımlanmış, sürekli güncellenen ve kamu kaynaklarıyla sürdürülen bir kamusal hizmete dönüştürmek,

•Yapı envanteri çalışmalarında üniversitelerin, meslek odaların ve ilgili uzmanlık kuruluşlarının bilgi birikiminden kurumsal olarak yararlanmak,

•Üretilen verileri kamuoyu ile paylaşmak ve politika geliştirmek,

•Binaların tadilatları, kullanım amacı ve fonksiyon değişikliği gibi her türlü müdahaleyi ciddiyetle kayıt altına alan ‘Periyodik Yapı Kontrolü Sistemini’ hayata geçirmek

gibi faaliyetler yürüten bir Kurumun oluşturulmasını teklif ettiklerini belirtti.