OKUMUŞ BİR İŞÇİ SORUYOR
Yedi kapılı Teb şehrini kuran kim?
Kitaplar yalnız kralların adını yazar.
Yoksa kayaları taşıyan krallar mı?
Bir de Babil varmış, boyuna yıkılan,
kim yapmış Babil'i her seferinde?
Yapı işçileri hangi evinde oturmuşlar
altınlar içinde yüzen Lima'nın?
Ne oldular dersin duvarcılar Çin Seddi bitince?
Yüce Roma'da zafer anıtı ne kadar çok!
Kimler acaba bu anıtları diken?
Sezar kimleri yendi de kazandı bu zaferleri?
Yok muydu saraylardan başka oturacak yer
dillere destan olmuş koca Bizans'ta?
***
Atlantis'de, o masallar diyarında bile,
boğulurken insanlar uluyan denizde bir gece yarısı,
bağırıp imdat istedilerdi kölelerinden.
Hindistan'ı nasıl aldıydı tüysüz İskender?
Tek başına mı aldıydı orayı?
Nasıl yendiydi Galyalıları Sezar?
Bir ahçı olsun yok muydu yanında onun?
İspanyalı Filip ağladı derler
batınca tekmil filosu.
Ondan başkası acaba ağlamadı mı?
Yediyıl Savaşını İkinci Frederik kazanmış ha?
Yok muydu ondan başka kazanan?
***
Kitapların her sayfasında bir zafer yazılı.
Ama pişiren kimler zafer aşını?
Her adımda fırt demiş fırlamış bir büyük adam.
Ama ödeyen kimler harcanan paraları?
***
İşte bir sürü olay sana.
Ve bir sürü soru…
***
Alman şair ve düşünür Bertolt Brecht sormuştu bu soruları yaklaşık 100 sene önce. Hiçbir şey değişmedi usta!
Toplumun ekonomik seviyesi düşük ancak toplumun yükünü sırtında taşıyan kesimlerini göz ardı eder, kaliteli sağlık ve eğitim hizmetlerinden yararlanmalarını sağlamaz, milli gelirden hakları oranında paylarını vermezsek, hatta yeri geldiğinde insan yerine dahi koymazsak, toplumdaki çürüme bütüne yayılır. Tüm başarıları belli bir gruba mal edip emekçileri yok saymak, eğitimli, gösteriş budalası cahillerin işidir!
Bütünün gücü; çürük parçasının gücü kadardır. Bir elmadaki çürük, belki elmanın yüzde beşi bile değildir ama elmanın adını “Çürük elma” yapar. Çürük kısmı kesip atarsanız artık o elma asla tam bir elma olamaz. Ayrıca unutmamak gerekir ki; çürüğün sebebi elmanın ta kendisidir! Elmanın yapısı müsait olduğu için çürük ortaya çıkar. Tek yol, o çürüğü tedavi edip iyileştirmektir. Burada da görev, elmanın sağlam kısmına düşer. Şimdi “elma” kelimesinin yerine “toplum” kelimesini koyup okuyalım bir de! İşte budur sorunumuz. Toplumda çürük olarak gördüğümüz kimseyi iyileştirmek için sorumluluk almıyor, onu kesip atmayı tercih ediyoruz. Ya da ona kalabalık içinde yalnızlık hissi yaşatıyoruz! Hâlbuki çürük ilgiyle iyileşir, yalnız bırakılmakla sağlam kısma yayılır.