ŞUBE BAŞKANI ÖZKAN BAŞ OLDU

Türkiye Tekstil, Örme, Giyim ve Deri Sanayii İşçileri Sendikası (TEKSİF) Çerkezköy Şubesi 16. Olağan Genel Kurulu gerçekleştirildi. Kongrede mevcut şube başkanı Mürsel Türkkan aday olmazken, Özkan Baş ve Ünal Güneş’in yarıştığı seçimlerde, 100 delegeden 58 delegenin oyunu alan Özkan Baş sendikanın yeni başkanı oldu.

Business Otel’de gerçekleştirilen kongrede divan başkanlığına Genel Başkan Yardımcısı Sebahattin Çetin, divan üyeliklerine TEKSİF Genel Sekreteri Mehmet Kafa, Genel Teşkilatlandırma Ve Eğitim Sekreteri Ersin Çelik, TEKSİF Genel Mali Sekreteri Selçuk Bozkaya, Çorlu Sendika Başkanı Gültekin Bozan seçildi.

Saygı duruşu ve istiklal marşının okunmasının ardından kongrenin açılış konuşmasını gerçekleştiren TEKSİF Çerkezköy Şube Başkanı Mürsel Türkkan, “Bugün sizlerle, hem gurur duyduğum hem de büyük sorumluluk taşıyan bir görevin sonuna yaklaşırken duygularımı paylaşacağım. 1986 yılında TEKSİF Sendikasında sizlerden biri olarak üye oldum. 1998 yılında sendika aktif olarak görev almaya başladım. 2006 yılında sizlerin güveniyle üstlendiğim TEKSİF Sendikası Çerkezköy Şubesi Başkanlığı görevimi artık tamamlıyorum. Bu görev süresi boyunca birlikte çok şey yaşadık. Mücadele ettik, direndik, kazandık. En önemlisi de birbirimize sırtımızı hiç dönmeden, güven içinde yol aldık. Ama ne zaman zorlansak, ne zaman karanlık bir tabloyla karşılaşsak, birlikte aydınlattık. Çünkü biz bir sendikadan fazlaydık, biz büyük bir aileydik. Bu ailenin başında, bana her zaman yol gösteren, desteğini hiçbir zaman esirgemeyen, Genel Başkanımız Nazmi Irgat’a da özel teşekkür etmek istiyorum. Kendisinden hem mücadele azmi hem de sendikal duruş açısından çok şey öğrendik. Başkanımızın liderliği sadece Teksif için değil, Türkiye sendikal hareketi için de örnek bir duruş olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Onun emeğini, dirayetini ve hakkaniyetli yaklaşımını her zaman saygıyla anacağım. Görevimi devrederken içim huzurlu. Çünkü biliyorum ki bu mücadele, kişilerle sınırlı değil. Bizden sonra gelenler aynı inançla, aynı kararlılıkla bu bayrağı daha da yükseğe taşıyacaklar. Şimdi bayrağı devretme zamanı. Emek mücadelesi bir bayrak yarışı gibidir. Yeni dönemde görevi devralacak arkadaşlarımızın da aynı inanç, aynı sorumluluk duygusuyla sizlere hizmet edeceğine inancım tamdır. Bizler kenardan da olsa bu mücadeleyi desteklemeye, deneyimimizi paylaşmaya ve her zaman dayanışmaya hazır olacağız. Yeni görev alacak arkadaşlara başarılar diliyorum. Hakkınızı helal edin. Benim varsa hakkım, helal olsun. Bu onurla mücadelede omuz omuza yürüdüğüm tüm işçi kardeşlerime, temsilcilerimize, yönetim kurulu üyelerimize ve elbette kıymetli Genel Başkanımız Nazmi Irgat’a gönülden teşekkür ediyorum” dedi.

Türkkan’ın ardından konuşan TEKSİF Genel Başkanı Nazmi Irgat, “Ülkemizde maalesef gündem sabahtan akşama iki defa değişiyor. Akşam yatarken farklıydı, sabah kalktım televizyonu açtım ki Amerika Amerikalılığını göstermiş, emperyalizmin vahşetini de göstermiş oldu. Gördük, yaşadık. Biz biliyoruz zaten. İki yıldır devam eden Gazze’deki vahşet, arkasında Amerika. Neymiş orada nükleer silah varmış. Biz bu filmi daha önce de seyrettik. Irak’ta da var dediler, sonra kendileri açıkladılar. Şimdi aynı oyun sergileniyor. Dünyaya da çok pahalıya mal oluyor. Bu savaşı başlatan İsrail. Dolayısıyla İran da doğal olarak kendini savunmak için misilleme yapmaya başladı. O gün bugündür devam ediyor. Herkesin aklını başına toplaması lazım. Dünyanın önünde oluyor bunlar. Biz varız bu dünyada. Bu savaşa, bu vahşete elbette ki karşıyız. Bu dünyanın kaynaklarının insanlar üzerine harcanması gerekirken maalesef savaşta harcanıyor. Yazık oluyor dünyanın kaynaklarına. 2-3 yıldır devam eden savaşlar var. İnşallah bu savaşların bir an evvel son bulmasını istiyoruz.  Büyük sorunlar içinde yaşıyoruz. 1980 yıllarının başından itibaren başlayan bir ekonomik sistem var dünyada ve ülkemizde. Adına küreselleşme dediler. Eski adı da neoliberalizmdir bunun. Dolayısıyla bizim daha önce bildiğimiz klasik yöntemler, yani Büyük Atatürk’ün sunduğu ekonomik sistem değiştirilerek devlet üretimden ve yatırımdan çekildi. Nerede ucuz emek var, nerede ucuz hammadde var, sınırlar açıldı, sermaye açıldı. Ancak gördük ki daha önce de uygulanmış olan bu sistem 1929 dünya ekonomik buhranıyla sonuçlanmıştı. Uyguladıkları bu sistem daha önce denendi ve topluma huzur, mutluluk getirmedi. Çalışanlara refah sağlamadı. Zengin daha zengin, fakir daha fakir oldu bu ülkede. Her ekonomik sistem kendi kültürünü, kendi siyasetini belirliyor. Ülkemizde uygulanan siyaset de bu zaten. Emeğin dışlandığı bir sistem. Nerede ucuz emek var, oraya kayan bir sermaye sistemi var. Şu an itibariyle büyük bir ekonomik kriz yaşıyoruz ki çok uzun zamandan beri devam ediyor. Biz artık alışkınız ülkemizde yaşamaya. Benim yaş grubumda olan insanlar bilirler, benim hatırladığımız 1994 krizi, 2001 krizi, 2008 krizi ve 2018 yılından bugüne kadar devam eden adı konmamış ekonomik kriz ki bu bize çok pahalıya mal oldu. Tam gelişme safhasında olan sanayileşmenin maalesef ikinci plana atıldığı bir ekonomik yaptırım dönemindeyiz. Büyük Atatürk daha 1923 yılında devlet imkanlarıyla yatırımlar yapmış, işletmeler kurmuş. Sanayi böyle gelişmiş. Tekstil sektörü Türkiye’nin ana sanayi sektörüdür. Dolayısıyla ilk sanayi olmasından dolayı da ilk sendikalar Türkiye’de tekstille, madenle başlamış. TEKSİF Sendikası bu ülkede çalışma hayatının önünü açan bir sendikadır. Bununla da gurur duyuyoruz. Ancak geldiğimiz noktaya baktığımız zaman neymiş işçilik maliyetleri çok yüksekmiş, o nedenle ülke dışına çıkmak zorundalarmış. Başta Kuzey Afrika, Mısır olmak üzere birer birer gidiyorlar. Daha önce de Balkanlara gitmişlerdi. Dolayısıyla TEKSİF Sendikası olarak tekstil sektörünün refaha kavuşması için büyük çabalar sarf etmemize rağmen, geldiğimiz noktayı kabul edemiyoruz. Dünyada teksti bitti deniliyor ama daha bitmedi. İnsanlık var olduğu sürece bu sektör olacaktır. Tekstil artık katma değerli ürünler yapabilecek seviyeye gelmiştir. Çok önemli olan insan emeği de ülkemizde var. Yıllardır sektörümüzün, çalışma hayatının, ülkemizin istikrara kavuşması için çaba sarf ediyoruz. Ancak maalesef geldiğimiz nokta itibariyle istediğimiz seviyeye bir türlü gelemedik. Ama elbette bunun peşini bırakmıyoruz. Bu umutla mücadelemize devam etmek zorundayız. Bunu yapmak da bizim görevimiz. Bizim sektörümüzün aslında hammaddesi de ülkemizde. Bu avantajlarımızın değerlendirilmesi lazım. Bu ülkede 2018 yılından bu yana ‘enflasyonu indireceğiz’ anlayışı ile yüksek faiz, düşük kur. Son 20 yıldır uygulanan sistem bu. Daha önce de uygulandı. Artık bu sistem sürdürülemez hale geldi. Büyük Atatürk’ün çizdiği yoldaki sosyal devlet anlayışı kapsamında devletinde de içinde yer aldığı yeni uygulamalar bekliyoruz biz” dedi.

Konuşmasına şu sözlerle devam eden Irgat; “Doğayı katleden, insanı sömüren bu sistemin artık sona ermesi gerekir. En yüce değer emektir.  Bu sektöre sahip çıkmak zorunda, sanayiye sahip çıkmak zorunda. Sanayi demek medeniyet demektir. Bu ülkede tarım da olacak sanayi de olacak. Bu ülkeyi yönetenler tekstil sektörüne sahip çıkmak zorundalar. ‘Kapanırsa kapansın’ anlayışı olamaz. Sahip çıkmak zorundasınız. Sanayi göz ardı edildi, tekstil göz ardı edildi. Her platformda tekstil sektörünün istikrara kavuşması için çaba sarf ediyoruz. Bu ülkeyi yönetenlerle bunları paylaşıyoruz. Artık bu işe bir çözüm bulma zamanı geldi de geçiyor bile.  Çalışanlarımız mutsuz. Çalışanın refahı artacak ki daha verimli çalışabilsin, daha verimli olabilsin. Gelecekle ilgili kaygısı olmasın ki kendini verip verimli çalışabilsin. Bunlar göz ardı ediliyor. Tekstil sektörü krizde. Bunu kabul ediyoruz. Ama her şeyin çözümü olduğu gibi bunun da bir çözümü olmalı. Biz çalışanlar olarak Türkiye’de en yüksek vergiyi ödeyen insanlarız. Ama bu vergi oranı bize ağır geliyor artık. ‘Çalışanlarımızı enflasyona ezdirilmeyiz’ derler. Şimdi ortaya çıkacak ne olacağı. Asgari ücret aslında alınması gereken en düşük ücret. Sanayide olmaması lazım. Ülkemizde 8-9 milyonluk bir kesim asgari ücretle çalışmak zorunda. Vergi oranının yüksekliğine itirazımız var. Asıl ödemesi gerekenler ödemezken biz emekçiler nasılda maaştan kesiliyor diye istedikleri gibi vergilendirme oranı koydular. Biz çalışanlar katmerli vergiler ödüyoruz. Bu insafsızlık. Buna artık çözüm bulunmalıdır. Bazen insanda şans olacak. Biz krizlere alışkınız ama geçen yıl daha da büyüdü. Şans ya bu yıl da toplu sözleşme yılımız oldu. Bizim teklifimiz belli. Şartlar zor da olsa kriz de olsa bizim insanımız da krizde, çalışanlarımız da krizde. Bu zor ekonomik şartlarda geçinemiyorlar. Kaybettiğimiz hakları tekrar almak zorundayız. Bütün tasarrufların işçiler üzerinden yapıldığını yaşayarak gördük. Tabi ki herkesin yapması gerekenler var. Ama sizin bozuk ekonominizin cezasını işçiler çekemez. Yeter artık. Bütün iyi niyetli çabalarımıza rağmen geldiğimiz noktayı kabullenmemiz mümkün değil. Dolayısıyla bu ekonomik sistemde değişiklik yapılması lazım. İnsanı, insan emeğini öne alan bir sistem ülkemizde uygulanmalıdır. Ama tam tersi insanların örgütlenme hakkı kullandırılmıyor. Sendikalar işçilerin birliğidir. İşçilerin birliğinden bu ülkede korkuluyor. İşverenler de işçiler de toplu iş sözleşmesinin hükümlerine uymak zorundadırlar. Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı enflasyona da güvenmiyoruz. Güvenilirliğini muhafaza edebilse çok önemli bir kurum. Onların açıkladığı enflasyon ile bizim yaşadığımız hayat farklı. Arasında dünyalar kadar fark var. Alım gücünün en fazla düştüğü bir dönemde yaşıyoruz. Ben böyle bir dönem görmedim. Hala iş kazalarında insanlar hayatlarını kaybediyor. Araştırmalara bakıyoruz ki kurallar uygulandığında önlenebilir kazalar ama bizim işverenlerimiz hala iş güvenliği önlemlerini bir maliyet unsuru olarak görüyorlar. Devletin etkin bir şekilde denetim yaptığını görmüyoruz. Yılda ortalama 200’e yakın insan iş kazalarından hayatını kaybediyor. Tüm bunları dile getirmek bizim sorumluluğumuz. İşini kaybedenlerin yarısından fazlası işsizlik ödeneğinden faydalanamıyor. Bunların acilen değişmesi lazım.  Çalışma hayatının sorunları çok. Ama hiçbir zaman yılmayacağız. Bu krizden çıkmak zorundayız. Biz elimizden geleni yaparız. Biz işimizi ve işverenimizi namusumuz gibi koruruz ama insan gibi yaşayacak bir ücreti almanın da mücadelesini veririz” dedi.

Irgat’ın konuşmasının ardından kongrede ilgili gündem maddeleri görüşülüp karara bağlandı. Gündemin son maddesinde seçimlere gidilirken, mevcut başkan Mürsel Türkkan seçimlerde aday olmadı. Türkkan’ın yerine başkanlık için Ünal Güneş ve Özkan Baş aday çıktı. Adaylardan Özkan Baş yaptığı açıklamada, “20 yıldır Yünsa fabrikasında çalışıyorum. Bugün burada başkan adayı olarak bulunuyorum. Burada yalnızca bir başkan seçmek için değil, emeğimizi, temsilcimizi ve geleceğimizi birlikte şekillendirmek için toplandık. Bu yüksek katılım, sendikal demokrasiye olan güçlü inancımızın en temel göstergesidir. Özellikle belirtmek isterim ki, bu sürecin en kritik aktörleri siz kıymetli delegelersiniz. Çünkü delegelik yalnızca bir unvan değil, işçi iradesini temsil etme, doğruyu savunma ve geleceğe yön verme sorumluluğudur. Vereceğimiz her karar, yalnızca bir aday tercihi değil, adaletin, temsilin ve güvenin yeniden tanımı olacaktır. Delegelik, sorumluluk ve emanet demektir vereceğiniz karar işçi arkadaşlarımızın sesi, umudu ve yarını olacaktır. Bizler sadece bir seçim değil, daha adil daha güçle bir sendika inşa etme mücadelesindeyiz. Güçlü bir sendika, katılımcı irade, ortak akıl ve birlik ruhuyla kurulur. Bugün ki dayanışma, yarınlarımızın teminatıdır. Bu mücadeleye inanan herkesle omuz omuza yürümeye devam edeceğimizi bir kez daha ifade ediyorum. Emek en yüce değerdir, yaşasın örgütlü mücadelemiz” dedi.

Adaylardan Ünal Güneş, konuşmasında şu ifadelere yer verdi; “2011 yılından bu yana sendikanın yetkisinde bulunan Yünsa firmasında çalışmaktayım. Aynı zamanda iki yıldır iş yeri baş temsilciliği görevi yapmaktayım. Bugün başkan adayı olarak tüm delege arkadaşlarımıza sesleniyorum. Görev yaptığım süre boyunca yaşanan problem ve sıkıntıları çözmeye çalıştım. Bu süreçte işyerinde çalışan tüm üyelerimizin birçok konudaki sıkıntılarını, üyelerimiz bir zarar görmeden işyerindeki tüm yaşanan problemleri çözüme kavuşturdum. Bundan sonraki süreçte de sendikamıza bağlı olan Yünsa ve Temtaş firmalarımızdaki arkadaşlarımızla hep beraber mücadeleye devam edeceğiz. Bu bir bayrak yarışı, benim hedefim TEKSİF bayrağını iş yerleri arasında ayrım yapmadan bir birlik olarak daha ileriye taşımak olacaktır” dedi.