Vazifeyi Ehline Vermenin Toplumsal Faydaları

Sevgili okurlarım…

Yeni bir gün yeni bir başlangıçla hepinize sağlık mutluluk huzur dolu yarınlar dileklerimle.

***

Geçen hafta sonu Sabri Abi’yi ziyarete gitmeden evvel bir değişiklik yaptık. Birkaç gün öncesi

Telgraf Gazetesi sahibi Hüseyin Bey'i ziyaret etme fırsatımız oldu. Kendileriyle hasbihal edip dünü bugünü yarını konuşurken konu dönüp dolanıp köşe yazısına geldi. Kendisine sordum: Hüseyin Bey, biz yazıyoruz lakin okurlarımız konu hakkında ne düşünüyorlar? E-mail adresi de yazdığımız halde dilek, istek, temenni şeklinde dönüş alamadım. Size bu konuda geri dönüşler oldu mu? diye sorduğumda kendisinden aldığım bilgiler beni ziyadesiyle mutlu etti. Hüseyin Bey devam etti: Okurlarımız Kuzeyin Delisi ve Sabri Abiyi çok beğendi, harika bir yazı olduğunu, devamını sabırsızlıkla beklediklerini dile getirdi. Bizler de buradan okurlarımıza sonsuz sevgiye, muhabbetlerimizi gönderiyoruz.

***

Sevgili okurlarım…

Geçen hafta “vazifeyi ehline vermek” demiştik. Yazının ardından düşündüm, etrafı gözlemledim. Bazı analizler neticesinde bu hafta geçen konuyu bağlantılı olması açısından “vazifeyi ehline teslim etmenin toplumsal faydaları”na değinelim dedik. O esnada düşünürken bir anda aklıma Sabri Abi geldi. Yüreğiyle konuşan adamlardandır. Kayıp bir şey ya da birini arasan, evin neresinde olduğunu bilmesen bile bulursun ya, işte Sabri Abi öyle biridir. Bir bardak çayın buharına sinmiş bilgelikle konuşur.

***

Sevgili okurlarım…

Her hafta sözleştiğimiz gibi Sabri Abi ile buluşmak için yola koyuldum. Geçen hafta kendisi rahatsızdı. Aradan geçen sürede neler oldu, neler bitti onları konuşup dertleşeceğiz. Diğer taraftan geçen haftaki yazıyı bu haftaki yazacağımız yazı ile birleştirmeyi kendisine teklif edeceğim. Biliyorum ki bu konuda da diyeceği çok sözler olacaktır. Bıkmadan usanmadan bilgi birikimini bana aktaracaktır. Ben de Sabri Abi sayesinde aramızda geçen konuşmaları kıymetli okurlarımızla buluşturmanın mutluluğunu kalbimin en derinlerinde hissedeceğimden şüpheniz olmasın.

***

Sevgili okurlarım…

Bir haftalık aradan sonra Sabri Abiyle yeniden büyük buluşmaya hazırız. Beklenen an geldi. Huzurevi sokağının başındayım. Adımlarımı biraz hızlandırdım. Bir an evvel kendisiyle buluşup zaman kaybetmeden bilgilerinden istifade etme telaşındayım. Gerekli kontroller yapıldı, içeri giriş onaylandı. Tam asansöre binip iki üst kata çıkıp Sabri Abiyi ilk buluştuğumuz yerde bulacağımı hayal ederek ve de kalbimin küt küt atışına engel olamayarak asansör beklerken görevlerden bir tanesi seslendi: “Beyefendi biraz bekler misiniz?” Bana demiyor diye düşündüm. Tam asansöre ayağımı attım, “Kuzeyin Delisi biraz asansörü bekletir misin?” dedi. Koşarak geldi, benimle asansöre bindi. Ben 2 no'lu düğmeye bastım. “Hayır efendim, birlikte 4 no'lu kata çıkacağız,” dedi. İyiden iyiye içimi yine bir ürperti sardı. Yoksa Sabri Abi bu sefer sonsuz bir yolculuğa mı çıktı diye korktum. Görevli “Korkulacak bir şey yok,” diyerek teselli etti. “Aksine daha güzel şeyler oldu” dedi.

***

Görevliyle 4. kata çıktık. Holde biraz yürüdükten sonra görevli kapıyı tıklatıp kapı açıldı. İçeri girdik. Aman Allah’ım bir de ne göreyim! Şaşırdım. Bir müddet konuşmayı bile unuttum. Görevli bizi yalnız bırakmak için izin istedi. Ben kendisine teşekkür bile etmeyi unuttum. Sabri Abi kendine has bir odada, ayrıca kocaman bir balkonu var. Masaları balkona atmış, semaver çayını da demlemiş. Hafiften esen rüzgar buharı tüten semaver çayı… Şaşırmamak elde değil. İnanılır gibi değildi. Bir an kendimi rüyada sanmıştım. Ama bu rüya değildi. İkilemde kalmıştım. Gerçek olabilir miydi? Kendi kendime kafamda bir şeyler düşünürken Sabri Abi gevrek sesiyle seslendi. O an rüya olmadığını, gerçek olduğunu anladım. Kendisine sormadan edemedim: “Hayır ola Sabri Abi, başına talih kuşu kondu da bizim mi haberimiz olmadı?” “Yok evlat,” dedi. “Bizim hayırsızlar gazetede senin yazdıklarını okumuşlar, pişman olmuşlar. Sen gittikten sonra geldiler, gelinler torunlar… Burası bayram yerine döndü. Bana da bu katı ayarlamışlar. Artık seninle her haftaki sohbetlerimizi, ömrümüz vaki buldukça burada karşılıklı semaver çayı eşliğinde yapacağız” dedi. Ben söze girerek: “Abi, senin adına sevindim, mutlu oldum. Allah senin yüzünden tebessümü bir an dahi eksik etmesin,” dedim. “Evlat,” dedi, “Bütün bunlar senin eserin. Sen sağ ol var ol. Her iki cihanda da mutlu ol” Buharı tüten semaverden iki çay koydu, biri bana, biri kendine. Limon yoktu ama hikmet vardı o bardakta.

***

Dedim ki:

“Sabri Abi, geçen hafta vazifeyi ehline vermekten söz ettim. Bugün de düşündüm… Bu işin millete, memlekete ne faydası olur? Yani ehline teslim etmek topluma ne katar?” Kafasını kaldırdı, gözlerini çay bardağının üstünde topladı: “Evlat… Ehline vermek işi, ekmeği usulüyle yoğurmaktır. Ehline verilmezse ne olur bilir misin?” “Söyle…” dedim. “Gemi su alır. Çünkü dümeni bilmeyen kaptanın eline verirsen, deniz sana dost olmaz. Marangozun eline sağlık ocağını, eczacının eline traktörü verirsen… Ne ilaç kalır elimizde, ne de hasat” Bir süre sustuk. Bu suskunlukların içinde çok şey konuşulur aslında. Sonra ekledi: “Toplumun huzuru da, refahı da, adaleti de ehline vermekle başlar. Mahallemizde çöp zamanında toplanıyorsa, sokak lambası yanıyorsa, su arızası aynı gün çözülüyorsa... Bil ki orada iş ehline verilmiştir. Ehline verilmiş her iş, bir çocuğun güvenle okula gitmesidir, bir yaşlının huzurla parkta oturmasıdır” Ben de dedim ki: “Yani ehline teslim etmek, sadece bir görev değil; aslında bir toplumsal sorumluluk” Sabri Abi başını salladı, çayından bir yudum aldı. “Evet… Ehline verilen görev, toplumun duasına dönüşür. Ehline verilmeyen görev ise şikâyete. Biri bereket getirir, diğeri beddua.”

***

O akşam çay soğumadı, ama söz çok ısındı içimize. Bugün herkes birbirine bakıyor: “Sen niye yapmadın?” diye. Halbuki soru şu olmalı: “Sen ehli misin, değilsen ehline bıraktın mı?” Çünkü iş ehline verilirse, ülke kazanır. İş ehline verilmezse, sadece birey değil, millet kaybeder. Dostlar, bu topraklara hizmet edecek olanlar bellidir. Marifet o kişileri bulmakta değil, bulduğunda onlara alan açmakta. Gönlüyle çalışanı bulup, eline yetki vermekte. Ehil olanı sezip görev vermek, sadece adalet değil, merhamettir de. Çünkü toplumun huzuru, güveni, hatta geleceği buna bağlıdır. Sabri Abi der ki:

“Eline, diline, beline sahip olan ehildir. Ama bir de işine sahip çıkansa, işte o milleti ayağa

kaldırır” Ve ben derim ki: İşi ehline vermek, yarını bugünden kurtarmaktır. Sürç-i lisan ettik ise affola

En güzel günler sizlerin olsun.

Hoşça kalınız. Telgrafta kalınız

kuzeyin.delisi1071@gmail.com